her yere izler bırakan Baktığı her göz'de hayâl olan. Kalemi kanatlarıyla tutan,Çırpınışını yazılara yansıtan bir Siyah kelebeğim.Hepinizi beklerim.Hoşgeldiniz Efendim.!



5.11.2009

NESİLDEN NESİLE ULAŞAN 30 YILLIK KÜÇÜK KÜRK KABAN..



Efendim tanıştırayım bu benim kızım Cemre Su..Henüz 2,5 yaşında..Bu üstünde görmüş olduğunuz kürk kaban ise Bu zamana kadar kızıma giydirdiğim en eski giysi özelliğini
taşıyor..

Öyleki; Bu küçük kürk kaban nerden baksanız 28-30 yaşında..
Bu kabanın ilk sahibi ortanca amcam'ın kızı Nalan dır..
Nalan kızım yaşlarında iken bu kabanı çok giymişti.Ben de o yıllarda çok küçüktüm ..

Nalan büyüdükten sonra bu küçük kürk kaban Onun kız kardeşi Nihal'e kaldı..Oda bu kürk kabanı giydi..Şimdi Artık ikiside büyüdü evlendi Anne oldular..

Amcam'ın hanımı, Nalan ve Nihal'in annesi ve aynı zamanda benim süt Annem ve Yengem Güler,bu kürk kabanı eltisine verdi yani benim Annem'e..Annem bu kabanı o zaman daha küçük yaşlarda olan kız kardeşlerime giydirdi..

Şimdi onlarda büyüdü biri liseyi bitirdi..Diğeri ise lise 2.sınıfta..
bu küçük kaban'ı Annem sakladı..Hiç kimseye vermedi..Ben kızımı dünyaya getirdikten sonra,Annem bu kürk kaban'ı bana devretti.. Şimdi Artık bu kaban'ı benim kızım da giyiyor..

Bu 30 yıllı küçük kürk kaban'ın üzerinde,nice el izleri,nice yaşanmışlıklar ve özlem ve hasret duyduğumuz kokular var..
Ailemiz de yaşlananlar oldu,kaybettiğimiz büyüklerimiz oldu..
bu kürk kabanı giyip şimdi evlenip çocuk sahibi olanlar oldu..
Yıllar hepimizi yaşlandırdı ama bu küçük kürk kaban hiç yaşlanmadı ve nesilden nesile ulaştı..kimbilir daha kimler giyecek bu kürk kaban'ı..

Tıpkı eski resimler gibi,bu kürk kaban da anılarla dolu..Şuan hayatta olan yada olmayan Aile büyüklerimizin el izleri ve yıkasanda asla çıkmayan kokuları var..
Keşke dili olsaydı da konuşsaydı bu kürk kaban..Geçmişi ve gelecekteki bu uzun yolculuğunu..Bizi yine çocukluğumuza götürseydi..
Hiç aklıma gelmezdi bir gün bu küçük kürk kaban ile ilgili bir yazı yacacağım..Hayat herşeye gebe..Bir gün bu kaban'ın benim kızama kalacağını ve kızımın da bu kaban'ı giyeceğini hiç tahmin etmezdim..Bu kaban'ı kızım büyüyüne kadar giyecek..Ve bu kaban'ı bende tıpkı Yengem gibi,Tıpkı annem gibi en iyi şekilde saklayacağım..

Taa ki yine ailemizde Bir kız çocuk dünya ya gelene kadar..
Bu aile yadigarı küçük kürk kaban dilerim ki,daha nice neslimize ulaşır ve kıymeti bilinir..

2.11.2009

AH BE ISSIZ ADAM


Soguk bir bayram akşamıydı.. Yine annemlerin evindeydik.. Hayat arkadaşım çoçukları anneme bırakıp biraz taksimde gezelim teklifini yaptı.. Taksim deyince akan sular duruyo bende. Taksim ilk Yardım Hatanesin de doğup ve 25 yaşına kadar taksimde yaşamış biri olarak taksim demek benim için hayat demek..Hiç tereddüt etmedim tabii 17 yaşında bir genç kız gibi fırladım büyük bir heyecanla, annem mutfaktaydı..Hemen yanına gittim onun yanına giderken de 10 yaşında küçük bir kız olmuştum ellerine sarıldım ''Annecim çocuklara 1 saat sen bakarmısın taksime kadar bir gidip gelsekmi acaba''? diye mahçup ama küçük bir kız çocugu gibi izin almaya çalıştım.Canım annecim hemen izin verdi bende hazırlandım ve eşimle dışarıya çıktık.. Tophaneden Galatasaraya yürüdük ordan istiklale 10 dakikada ulaştık öyle bir kalabalık vardiki cadde iğne atsanız yere düşmezdi.
En çok sevdiğim de oydu zaten istikalin kalabılığı. Her tür insan var ve ne ararsanız oradaydı parfüm kokularına karşımış midye tava kokuları, o meşhur çiçek pasajından gelen kokereç kokuları ve fasıl sesleri bambaşka bir gezegendi Beyoğlu İstiklal Caddesi.Eşim sordu bana ''ne yapmak istersin? nereye gitmek istersin''? diye o an için bir karar vermemiştim az daha yürüdük bir afiş vardıki,o afişi görünce fırladım. ''ben bu filmi görmek sitiyorum ne olur'' dedim eşime yalvarırcasına.o afiş ıssız adam filmi'nin afişiydi.. Eşim her zamanki gibi burun kıvırdı.''ne işimiz var yahu gidelim güzel bir yemek yiyelim bişeyler içelim'' dedi.Ben istemedim astım suratımı beş karış :=) ee tabiki dayanamadı ben kazanmıştım''tamam tamam kızma hemende surat asma madem öyle gidelim, ama Aroğ da oynuyo ona gid elim istersen'' diyerek bana öneride bulumadan da edemedi.Ee erkek milleti işte romantik ne varsa her zaman kaçtıkları gibi yine kaçma teşebüssünde bulundu ama ben ısrarlıydım o filmi izleyecektim.
Sine pop sinemasına girdik çok kalabalıktı bir sürü film oynuyordu ve salon daha boşalmamştı yarım saat bekledik eşimin etrafına şaşkın ve de sıkılmış tavırlarıyla.Neyse, filmin oynadıgı seans bitmiş ve aşağı inen insanlara baka kaldık herkez salya sümük ağlıyodu kendi aralarında konuşuyorldı ''şu sahnesi bu sahnesi'' diye.eşim bir peehhhhh etti ''ne filimmişki bu böyle herkez aglıyo''.dedi :=)'' üff sen anlarsın ki zaten'' dedim eşim güldü tabii..

Yeni seans başlamak üzreydi ve salona alındık.Salon yine çok kalabalık el ele sevgililer, yalnız başına gelmiş erkek ve bayanlar, bir yandan da gözlem yapıyordum.Salonun çogu yalnız gelmişti filmi izlemeye.Film başladı ve izlemeye koyulduk bir kaç sahnesi biraz erotik içerdigi için bazı izleyicilerin utangaç kıkırdama sesleriyle bizde gülmüştük :=) Ama az sonra kıkırdamalar yerine hıçkırık sesleri gelecekti .Filmin sahnelerini çekildigi yerleri görünce çok şaşırmıştım. ilk okulumu okudum sokak,Galata Kulesi etrafı, istaiklalin caddeleri,galatasaray sokakları hep buralarda çekilmişti film çocuklugum ve gençligimin geçtigi sokaklardı oralar.Ben filmi unutmuş filmdeki mekanlara dalmış oralarda geçen anılarımı canladırmıştım gözümde.Bir de filmde çalan eski şarkılar yokmuyodu ah ah büyülenmiştim.filmi anlatmaya gerek yok zaten herkezin hayatında bir çok anı bırakan ve acısı bitsede unutulmayan aşkları anlatan bir filmdi.. Ee eski aşkları anmadan geçmekte olmazdı yani :=) Yanımda hayatımı paylaştığım sevgili eşim, kulagımda o eski şarkılar,gözlerimde çocuklugumu ve gençliğimi bıraktığım cadde ve sokalar, ehh birazda aklımda eski aşklar.

İki saat içinde boynuma 5 'i bir yerde takılmıştı sanki. Bir çok duyguyu o iki saat de yaşatmıştı o film bana.Eşim ise ellerimi sıkıca tutup filmi büyük bir zevkle izliyordu.ve bende arada ona tebessümle bakıyordum.Ve filmin son sahnesi gelmişti iki eski aşık yıllar sonra karşılaşırlar ve birbirlerini hiç bir zaman unutmadıklarını sadece bakışlarıyla anlatırlar son kez sarılırlar ve Ayla Dikmen başlar söze anlamazdım şarkısıyla.

Salonda sadece hıçkırık sesleri vardır. ve benim elimde bir acı.. Eşim o kadar etkilenmişki filmden ağlamamak için kendini sıkarken elimide sıkıp acıttığının farkında bile değildi. :=) Biz yufka yürekler ise hemen ağlamaya hazır ve nazır göz pınarlarımızda beklettiğimiz yaşları çoktann koyuvermiştik bile.Anıra anıra ağlamak neymiş bire bir yaşamıştım artık korkacak bişey yoktu ..Ve film bitmişti artık sinamadan dışarı çıktık temiz havayı içimize çektik elimde mendil bir yandan akan burnunu ve gözyaşlarımı siliyordum.
Cep telefonlarmızı açtık.Bu ruh halinden nasıl kurtulacamızı düşünüp biraz gülüşürken cep telefonum acı acı ve çok sinirli bir şekilde çaldı.. Arayan annemdi ve bize şöyle seslendi ''kaç saatiirr nerdesinizzzzzzzzzzzzzzz meraktan öldükkkkkkkkkkk'' Sinamaya gitmeye son anda karar vermiştik ve haberde vermemiştik annemin o sinirli haykırışıyla o ruh halinden bir anda kurtulmuştum.. Aklıma hemen 1 saatliğine Annem'e emanet ettiğim çocuklarım geldi ve onları nekadar özledigimi düşündüm.. Koşar adımlarla eve geldik elimizde boş gelmedik tabii annemin ve çocuklarımın gönlünü almak için beyoğlunun en sevilen yiyeceklerinden alıp onların gönüllerini almıştık.O akşam bir çok duyguyu bir çok anıyı 2 saate sığdırmıştım ve çokkkk mutlu olmuştum.Canım annem ve sevgili eşime bir kez daha teşekkür ler.:=)

NOt: Bu yazıyı aylar önce yazmış ve yayınlamıştım..Belki bazı okuyucalar hatırlayacaktır..Bu akşam Şhow Tv de Issız Adam Film'i Tv de ilkez izleyiciye sunulacak..Bende bu film'i sinama da izlerken ki anımı birkez daha ısıtıp sizlerle paylaşmak istedim..

1.11.2009

ÜŞÜYORUM..ÜŞÜDÜKÇE DÜŞÜNÜYORUM..



Kısa bir kahve molası verdim hayata..
Uzaktan bakıyorum geçmiş yaşanmışlıklara..
Bir film izlermiş gibi,sessiz ve sakinim..

Düşünüyorum..Düşündükçe üşüyorum..
Üşüdükçe bir yudum daha alıyorum sıcak kahvem den..

Üşüyorum..Üşüdükçe düşünüyorum..
Üstümüze zorla giydirilen bu hüzün elbisesi ne kadar kalacak üzerimizde..?

Camlara vuran bu yağmur damlaları,daha nekadar ıslatacak ruhumuzu..?

Üşüyorum..Üşüdükçe düşünüyorum..
Soğuk yataklarda ki,Soğuk yastıklara yalnız düşen başları..
Bir sıcak çay bile demleyeni olmayan insanları düşünüyorum.

Sonbahar'ın tatlı hüznü'nü çıkartmak zorundayız üstümüzden..Alışmalıyız bu mevsim geçişleri'nin ruhumuzda bıraktığı kampçı izlerine..

Aynaya bakıyorum hiç yakışmıyor 'Hüzün' adlı elbise üzerime..Bakışlarıma yansıyor yağmur'un gri rengi..

Sİyah botlarım da çamur izleri..
Pembe Şemsiyem'i bile sevmedi bu hain fırtına..
Kırdı,yıprattı,savurdu bir kaldırım taşı'nın kenarına..
Eğilip alamadım Pembe Şemsiyemi..Seslendi bana yaralı yattığı yerden..

''Bırak ve git beni..Bari sen kurtar kendini..
Bu hırçın yağan yağmurda artık sana faydam olmaz,koruyamam seni bu islaklıktan..''

Dedi ve bıraktı mücadeleyi.. Kaldırım taşı'nın kenarında kapattı gözlerini Pembe Şemsiyem..
İşte o an anladım artık renklerin bir anlamı yok..
Yine hüzün kaplayacak her yeri ve tüm yürekleri..

Üşüyorum...Üşüdükçe düşünüyorum..
Soğuktan titreyen elleri..o eli ısıtacak başka bir eli olmayanları düşünüyorum..
Dört duvar soğuk odada,kanı çekilen duyguları düşünüyorum..

Huzur nerde?..Huzur hangi mevsimde..?
Belki ilkbahar'ın cıvıl,cıvıl renklerin de..
Belki yaz'ın kavurucu sıcağın da..
Bazen Sonbahar'ın düşen sarı yaprakların da..

Ama benim için..'Huzur' Evimde; yanan sıcacık sobamın kenarın da oturup kahvemi yudumlamaktır..

Peki ya sen..!! Şuan bu yazıyı okuyan kişi..!
Senin huzur'un şimdi nerede gizli..??