her yere izler bırakan Baktığı her göz'de hayâl olan. Kalemi kanatlarıyla tutan,Çırpınışını yazılara yansıtan bir Siyah kelebeğim.Hepinizi beklerim.Hoşgeldiniz Efendim.!



Röpörtaj etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Röpörtaj etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3.11.2010

A. Şebnem Soysal ile keyifli bir Ropörtaj.

Efendim merhabalar. Bu gün önemli bir röportaj ile karşınızdayım. Uzun zamandır planladığım ve istediğim bir buluşmaydı bu. Sonunda gerçekleştirecek olmanın sevincindeyim. Bu gün blog dünyasının önemli bir ismiyle karşınızda olacağım. Birmilyonkalem İnternet Sİtesi kurucularından, http://www.uzagagidenkadin.blogspot/ un sahibi ve yazarı Sayın Psk. Dr. A.Şebnem SOYSAL ile faydalı bir sohbet gerçekleştirmeyi umut ediyorum ve hemen başlıyorum...


Şebnem Hanım öncelikle hoş geldiniz. Davetimi kırmayıp konuğum olmayı kabul ettiğiniz için şahsım ve okuyucularımız adına çok teşekkür ediyorum. Nasılsınız sorusuyla başlamak isterim

Teşekkür ederim sevgili İpek iyiyim. Son röportajını büyük bir keyifle okudum. Buradan sevgili Delfina’ya sevgilerimi gönderiyorum ve seni de kutluyorum. İçten, sıcak ve samimi bir sohbet olmuş. Kaldı ki bu işin gerçekten çok zor olduğunu düşünüyorum. Daha önce birkaç röportaj verme denemem oldu ama çoğu tamamlayamadım. Dilerim bu sefer başarabilirim.

A. Şebnem SOYSAL kimdir? Bize kendinizden, yaptığınız işlerden bahseder misiniz?

Nisan 1975 Ankara doğumlu bozkırın kızıyım. Sanırım beni en iyi anlatan cümle bu. Anadolu’yu çok seviyorum. Bu coğrafyayı, bu iklimi çok seviyorum. Kara iklimine benzediğimi düşünüyorum. “Yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve kar yağışlı” gibi ezber cümleden çok daha fazlası var aslında. Onun için bozkırda yaşamak gerek. Anadolu’nun kapalı kalmışlığına, yalın ayak bir başkaldırı benim hayatım diye düşünüyorum.
Bürokrat bir ailenin 3. çocuğuyum. Üniversitede psikoloji okudum. Ardından klinik psikoloji yüksek lisansı, sonrasında da deneysel psikoloji doktorası yaptım. Mesleğimde 15. yılımı doldurdum. Halen bir üniversite hastanesinde çocuk psikoloğu olarak çalışıyorum. Onlarca bilimsel makalem ve çeşitli kitaplarda bölümlerim var. Doktora sonrası eğitimime devam ediyorum.
Onun dışında neler yapıyorum sorusuna gelince…
Birmilyonkalem.com’un genel yayın yönetmenliğini yapıyorum. TÜBİTAK tarafından yayınlanan okul öncesi bilim dergisi Meraklı Minik’te yazıyorum. Zaman zaman radyo programları yapıyorum. Kasım ayında raflarda yer alacak “Artık R Diyebiliyorum” isimli kitabın yazarlarından biriyim. Gelecek yıl yayınlanacak sürpriz iki kitaba daha imza atmaya hazırlanıyorum. Aklıma ilk gelen işlerim bunlar.
Unutmadan bir de Cevat Ilgaz’ın halasıyım. Sanırım yaptığım en iyi iş bu.

Birmilyonkalem gibi bir siteyi ne zaman açmaya karar verdiniz? Sitenin açılıştaki amacı neydi? Sitenin son durumundan ve gelişmelerden bahseder misiniz?

 Birmilyonkalem’i sanılan ve bilinenin aksine bir enkaz olarak devraldım. Site, o zaman ki adıyla “birmilyonfikir” sahibinin ani olarak verdiği kararla birden kapatıldı. O zaman da sitenin editörüydüm. Bu beklenmedik durum karşısında kısa süreli bir şaşkınlık dönemi geçirdim. Kendim yazmayı istiyordum. Bundan öte sorumlu olduğum yazarlar vardı. Daha önce ellerine hiç kalem almamış benim çağrımla yazmaya başlayan ve bu işten keyif alan insanların çabası hak etmedikleri bir şekilde kesintiye uğramıştı. Sonra kanserle mücadele eden Şaika Hanım vardı. Yazmak onu yaşama bağlıyordu. Bu dünyadan gittikten sonra da anımsanmak, iz bırakmak istiyordu. Birmilyonfikir kapatıldığına göre bir acil bir eylem planına ihtiyacım vardı. O zaman blogspotu açtım. Yazmaya başladığım ilk site olan Onpunto’da o günlerde kapatılmış, yazar pek çok dostum blogspotta var olmaya çalışıyordu. Eski Onpunto yazarları bir araya geliyor, siteler kuruyordu. Ancak, hiç biri uzun ömürlü olmadı. Peşpeşe bloglar açılıp, kapanıyordu. Bir süre olan biteni sessizce izledim. Ben yazmak istediğimi biliyordum. Ama bu işi bireysel olarak yapmak yerine, birçok yazarı bir şemsiye altında toplama düşüncem vardı. Ancak, bir siteyi alt yapı olarak canlı tutacak bilgim ve donanımım yoktu. Düşüncelerimi Erkan Bal’a açtım. Kendisi 12 siteyi yönetiyordu bir 13’ü neden olmasın ki dedi. Yaklaşık üç gün geceli gündüzlü uğraştı ve 1MilyonKalem’i (1MK) okurları ile buluşturdu. Kendisine şükran borçluyum. Çünkü o gün bana güvenmeseydi, beni böyle desteklemeseydi bugün 1MK vasıtasıyla pek çok düşümü gerçekleştiremezdim.
1MK kurmak başlı başına bir emek işiydi. Sonra inanılmaz bir var olma savaşı başladı. Birçok internet sitesi içinde var olmaya çalıştık. Dağılan yazar kadrosunu toplamak, yeni yazarlar bulmak, hemen her gün sayfayı hareketli ve canlı tutmak sanıldığı kadar kolay olmadı. Çok çalıştık. Amacımız 1MK’yı insan odaklı olmaktan çıkarmaktı. Ben ya da Erkan bey yazmaya ara verdiğimizde, olmadı gittiğimizde ya da öldüğümüzde 1MK bundan etkilenmemeliydi. 1MK da kendi başına işleyen bir düzen olmalıydı. Biz öncelikle bunu başardık. Derken düzen oturdu ve keyfimize göre yazmaya başladık. O zamanlar her ay bir kapak konusu belirler ve ona göre yazardık. İlk üç gün sayfada kapak kalırdı. Çok emek harcadık ama muhteşem işlere imza attık. Merhaba 1MK, Yine Aylardan Kasım, Aralık Seksidir, Uyanışlar/Başlangıçlar, Yaşamın İlmiği Nefes bellek antolojimden hemen çağırabildiğim kapak konuları mesela. İlk 1,5 yıl böyle bir coşkuyla geçti. 1MK günlük 450 kişinin ziyaret ettiği bir sire haline geldi.
İkinci yılda kapak yapmaya ara verdik. Derken bir nisan ayında ilk kampanyamız olan Her Çocuğun Bir Masalı Olmalı ile sitenin var oluş amacı sadece yazmak ve kendimizi ifade etmek olmaktan çıktı. Sitenin vurgusu “bir gönül yolculuğu” ilk kez ete, kemiğe büründü. Çünkü artık çocuklar için çabalayan insanların bir araya geldiği bir sivil hareket olma yolundaydık. Bir kütüphane kurmaya başardık. Derken kampanyalar birbirini izledi. Yeşilovacık’tan Tokat’ta, Dursunbey’den Ulupamir’e, Adıyaman’dan Çınarcık’a kadar uzandık. Bugün sayısı binleri geçen çocuğumuzun gülümsemesinde rol oynadık. Sadece maddi yardımlarımız olmadı elbet. Toplumsal sorunlara karşı duyarlılığımızı artırmak için çocuk istismarı ve işitme engelliler dilini öğrenmek için de çalıştık. Buradan çabalarından ötürü 1MK editörleri Ateşböceği, Beenmaya, Damak, Efsa, Erkan Bal, Ness, Oğuz Marangoz’a ve sana Siyah Kelebek çok teşekkür ediyorum. Ayrıca hemen hergün sayfaya gelerek yazıları okuyan, yorum bırakan, kampanyalara destek veren okurları da sevgiyle selamlıyorum.

Sayın Şebnem hanım, bu hareketin içinde olmaktan, sizinle ve diğer tüm arkadaşlarımla birlikte çalışmaktan dolayı o kadar mutluyum ki, Sizler bizlere kendimizi önemli hissetmemize neden oldunuz. Umarım uzun yıllar hep beraber bu çatı altında daha güzel ve faydalı işler yaparız.
Lafı fazla uzatmadan diğer soruma geçmek isterim. Çok okunan bir blogun sahibisiniz. Uzağa Giden Kadın nasıl bir blog. Okuyucu neler buluyor bu blogda?

:) Sevgili İpek, Uzağa Giden sahiden çok okunuyor mu bilmiyorum. Şu anda 486 kişi tarafından izleniyor. Onlardan kaçı düzenli okuyucu onu bilmiyorum. Arada blog yazar olmayan kişilerce olduğunu da biliyorum. Ama Uzağa giden seviliyor biliyorum. Google’dan tarama yaptığımda pek çok yerde yazılarımı görüyorum.
Uzağa Giden Kadın nasıl bir blog sorusuna gelince… Benim için sanal bir kahramandan fazla bir karakter Uzağa Giden. Onu çok seviyorum. Bazen Uzağa Giden’i hayal ediyorum. Upuzun siyah saçları olduğunu düşünüyorum. İnce belli bir kız bu diyorum kendi kendime. Gözleri toprak rengi, elleri çalışmaktan başak başak. Bazen onu filme aldığımı hayal ediyorum Tuz Gölü kenarında çorak toprağın ortasında. Komik değil mi? Beni de güldürüyor bu. Ama imgelemekten alı koymuyor.
Uzağa Giden tam bir bozkır insanı. Zorlukların gölgesinde bir gelincik gibi yaşıyor. Mücadeleci, hırslı, aşka aşık bir kadın. Uzağa Giden ile hayatı yazıyorum ben. Tek kişilik bir dünya onunkisi. Nesnesi sadece bir kadın olan bir dünya. Belki de bu yüzden yazdıkları hep gerçek sanılıyor, ya da gerçekleri düş. Okur bu sayfada ne bulur bilmem belki bu röportajı okuyanlar bize söyler bunu. Çünkü insanlar daha çok öykülerle ilgileniyor. Bu sayfada çok kişinin rol oynadığı öyküler yok. Zaman zaman tutkulu aşk hikayeleri, toplumsal yaralar yazılır. Limon (sarı araba!) ile yolları arşınlanır, fotoğraflara konulmuş şerhlerle şiir dünyasına yolculuk edilir, bazen mutfağa geçilir yemek pişirilir…

Ben Uzağa giden'in bir kitap kahramanı olmasını ve bir hikayede yer almasını çok isterim mesela :)
İyi bir yazar nasıl olunur? Okunmayı, izlenmeyi arttıran faktörler nelerdir?

İyi bir yazar nasıl olur inan bilmiyorum İpek. Ama blog yazarı olmak ciddi bir iş diye düşünüyorum. Onun için sürekli yazmak önemli. Yazmak belli bir disiplin gerektiriyor çünkü. Zihnimize düşen her kelimeyi yazmıyoruz. Olay ve mekan sıralaması yapıyoruz. Kurgumuzu okura sunmak için bir akış şeması yapıyoruz. Bu da öyle kolay bir iş olmasa gerek. Uzağa Giden’in ilk yazılarına bakıyorum bazen. Ne kadar abartılı ve uzun cümleler var. Oysa önemli olan kısa cümlelerle çok şey anlatabilmek. Duru ve akıcı bir dil çekmeli okuru. Yoksa anlaşılmaz olmak, azıcık tepeden bakarak yazmak insanları uzaklaştırıyor. Yazdıkça düşüncelerimiz bir düzene giriyor. Yazmak için farkındalık gerek. Bu topraklara, insana, olaylara. Hissetmek ve ifade edebilmek için 5 duyuyu 1 yapmak gerekiyor gibi geliyor bana. Bu yüzden de iyi beslenmeli insan. Gezmeli, okumalı, izlemeli, dinlemeli. Ama en çok insana temas etmeli. O zaman sahici öyküleri anlatıyor insan ve okunuyor.
Okunmayı ve izlenmeyi artırma konusu ise sosyolojik bir durum. Onun için uzun uzun analizler yapıldı. Herkes gibi ben de okunmak isterim. Başlangıçta bu arzum çok fazlaydı. Şimdi kalemimi öyküler yazmak için kullanmak istiyorum. İlgilenenler gelsin, okusun. Düşlerini, düşüncelerini paylaşsın diliyorum. Çok izlenmek ya da okunmak için özel bir çabam yok.

Sizinle aynı kanıdayım.
Yoğun çalışma temposu, yazarlık, aynı zamanda uzmanlık alanınız olan çocuk psikologluğu… Hepsini aynı anda götürmek zor mu? Başarınızın bir sırrı var mı?

Yazarlık! Ne hoş bir tanımlama. Yazmayı çok seviyorum. Uzağa Giden’le nefes alıyorum ben. Ama ona şimdi kampanyalarla bambaşka bir misyon yükledim. O çocukların “yakın kadını” artık. Ben yaşamım boyunca her zaman çalışarak yaşamda yer buldum İpek. O nedenle bunun için çok çaba harcamadım. Sadece işlerimi iyi organize edebiliyorum. Böylece aynı anda birkaç işi yapabiliyorum. Bir de iyi sosyal desteklerim var. Her işi ben yapmıyorum. Başarımın sırrı ekip olabilmekte saklı sanırım.


Ekip olabilmek, yada ekip olabilmeyi başarmak çok önemli, A.Şebnem SOYSAL'ın yakın zaman da ya da ileride gerçekleştirmek istediği planları projeleri nelerdir? Biraz bahseder misiniz?

Hmm. 1MK’da bu yılda bir yılbaşı kampanyası olacak. Kampanyanın şimdiden ön hazırlıkları başladı. Onun dışında şimdilik ufukta görülen pek bir şey yok. Uzağa Giden pabucuna yazdı gidilecek yerleri. Yol belki götürür.

Hayırlı yolculuklarınız olsun İnşallah.
Efendim gelelim, benim için ve tüm aileler için önem arz eden sorulara. Mesleğiniz ve uzmanlık alanınızdan izninizle biraz faydalanmak isteriz. Bende iki çocuk annesiyim. Zaman zaman sorunlar yaşıyoruz çocuklarımızla. Çocuk yetiştirmenin püf noktaları var mı? Nelerdir? Bir çocuğu iyi bir birey yapmanın anahtarı nedir?

Aman Allah’ım ne kadar zor sorular bunlar. Üstelik peşpeşe. Hepsine sanırım verebilecek tek bir yanıtım var. Anne baba olmayı hemen her gün öğreniyoruz. İçine düştüğümüz tek yanılgı ise çocukluk dönemini geleceğe dönük yapılan yatırımlar çağı olarak görmemiz. Belki böylesi kolayımıza da geliyor. Çocuğumuza matematik öğretmek, onunla oturup saklambaç oynamaktan daha kolay çünkü. Nasıl bir toplum istiyorsak öyle bir ev düzeni kurmak gerekiyor. Birbirini dinleyen, ihtiyaçlarına duyarlı, ilişkide senkronun tuttuğu, çocuğun gelişim düzeyine göre yapabileceği becerilerini sergileyebildiği, her gereksinim duyduğunda anne ve babasını yanında bulabildiği bir düzen sağlıklı bireylerin yetişmesini sağlayacaktır.

Artık okullar açıldı. Bir çok çocuğumuz eğitime ilk adımı attı. Bunun akabinde okul fobisi oluşmaya başladı çocuklarda. Okul fobisi nedir? Neden ortaya çıkar? Okul fobisini tetikleyen faktörler nelerdir?

Önce bütün çocuklarımıza keyifli bir eğitim-öğretim yılı diliyorum. Senin oğlunda okula başladığını biliyorum İpekcim. O nedenle bu konulara daha hassassın.
Okul korkusunun nedeni anne ve bebek arasında kurulan güvenli bağlanma ilişkisine kadar uzanmaktadır. Anne ve çocuk arasındaki bağlanma örüntüsünün ne derece sağlıklı kurulduğu ilk resmi ayrılık olan okula başlama ile test edilebilir. Bebeğin annesine bağlanmasındaki temel neden gereksinimlerinin karşılanmasıdır. Kuşkusuz ki bu gereksinimlerin hepsi aynı yoğunlukta değildir. Bazıları belirli bir önceliğe sahiptir. Annenin bebeğin gereksinimlerini karşılayabilme derecesi ileriki dönemde bebeğin bir birey olarak ortaya koyacağı davranışlar üzerinde oldukça önemli bir yere sahiptir. Anne yalnızca açlık ve susuzluk gibi birincil gereksinimlerin doyurulduğu bir merkez değildir. Bebeğin anneye bağlanmasının en önemli nedenlerinden birisi, annenin bebekteki korkuyu azaltma yeteneğidir. Bebeklik ve erken çocukluk döneminde, yeni bir durumla karşı karşıya kalındığı zaman, çocuğun göstereceği tepkiye annenin davranışı çok belirleyicidir. İki ile yedi yaş arasındaki süreci kapsayan işlem öncesi döneminde, uyaranlara karşı nasıl tepki verileceği biçimlenmektedir. Bu dönemde çocuk dil yeteneklerini ve simge oluşturma becerisini geliştirir. Belirteçleri (nesnel durum, nesnelerin yerine geçen sözcük ve imgeler) anlamlardan (bu kelime ve imgelerin çağrıştırdığı algılanamayan durumlar-olaylar ) ayırt etmeye başlar. Nesne sürekliliğini kazanan çocuk, oyunlarında düş gücünden yararlanmaya başlar. Nesnelere işlevleri dışındaki olguların simgeleriymişçesine davranma yetisi bu dönemde gelişir. Bu düzeyde çocuk gittikçe artan bir biçimde dış dünya ve kendi eylemlerinin soyut betimlemelerini denemeye başlar. Korku, kaçma ve kaçınma davranışları da bu dönem içerisinde öğrenilmektedir. Bu dönemde görülen en belirgin korku ise ayrılma korkusudur. Ayrılma korkusunda, korkunun nedeni genellikle çocuk değil, annedir. Anne, çocuğun kendisinden ayrılıp, örneğin okula başlamasını istemez ve bunu çok dolaylı ve ince iletilerle çocuğa aktarır. Anne, çocuğa o okula başladığında kendisinin bütün gün onu bekleyeceğini, bunu yaparken onu çok özleyeceğini, birlikte ne kadar güzel zaman geçirdiklerini anlatmaya başladığında ve bunu uzunca bir zaman sürdürdüğünde, çocuk okula başlamayı adeta annesine ihanet etmekle eşanlamlı tutmaya başlar ve okula gitmek istemeyebilir. Bu da okul fobisi ya da ayrılma kaygısı olarak tanımlanabilir. Bu durumda; ayrılma korkusunun uzamış haline de okul korkusu demek yanlış olmayacaktır.

Evet bende aynısını oğlumda yaşadım. Bana belkide sık sık sarılmayan çocuk, bana sarılıp ağlıyor ve seni özlüyorum Anne ifadesini kullanıyordu. Bu beni çok etkiledi.
Okul Fobisi'nde aile çocuğuna nasıl davranmalı? Nasıl telkinlerde bulunmalı? Telkinler ve yardımlar fayda etmezse aile neler yapmalı?

Okul korkusu nasıl ortaya çıkmış olursa olsun, kaynağı genellikle anneden ya da anne yerine geçen kişiden ayrılma korkusudur. Bu hastalık aslında bir aile nevrozudur. Okul korkusu olan çocukların bulunduğu ailelerde genellikle aile bireyleri birbirine çok bağlı ya da bağımlıdırlar. Sürekli biri öbürüne bir şey olacağı korkusunu yaşamaktadır. Buna ek olarak evdeki çatışmalı ortam ya da küçük kardeşin anne ile daha fazla yakınlaşabileceği düşüncesi, çocuğun aklının evde kalmasına ve okulda durmakta zorlanmasına neden olabilir. Çocuk için anneden ayrılma sayılabilecek her türlü olay, annenin hastalanması ve hastaneye yatması, annenin ya da çocuğun bağımlı olduğu kişinin bir süre için evden uzak kalması, kardeş doğumu nedeniyle annenin ilgisinin bölünmesi ya da boşanma sözü geçen bir ana baba kavgası ortaya çıkartıcı etkenler olarak sayılabilir. Okul korkusu geliştiren çocukların kişilik özellikleri incelendiğinde genellikle başarı kaygısı olan, uslu, uyumlu ve aşırı onay bekleyen bir kişiyle karşılaşılır. Bu kişilik özelliklerine sahip çocuklarda yaşam alanında ortaya çıkan herhangi "örseleyici" bir durum "kriz" olarak yorumlanabilir ve hastalığı başlatabilir.


Okul korkusuyla baş etmede ailelerin izleyeceği bazı yöntemler vardır. İlk olarak çocuğun okula gitmesi konusunda tutarlı davranmak gerekmektedir. Okul korkusuyla baş etmede yapılacak ilk iş çocuğun olabildiğince çabuk okula geri dönmesidir. Okula devam etme çocuk için kendi gündemini oluşturmasını sağlayacak, çocuğun korku nedeniyle yaşadığı belirtiler azalacak ve tüm bunların sonunda çocuk okula gitmekten yeniden zevk almaya başlayacaktır. Okula gitme zamanı yaklaştıkça ebeveynlerin kaygılarını kontrol etmeleri gerekmektedir. Anne-baba çocuğun
huzursuzlanacağına yönelik bir kaygıya sahiplerse bu onların duygu, düşünce ve davranımlarını etkileyecektir. Bu nedenle çocuk okula gideceği gün, aile üyelerinin sıradan bir günmüş gibi davranmaları, korkuyu çağrıştıracak ya da tetikleyecek davranımlardan uzak durmaları gerekmektedir. Çocukla korkusunu ve nedenleri konuşmak onun duygu ve düşüncelerinin önemli
olduğunu iletmek açısından önemlidir. Ancak, bu durum sürekli olarak bu korkuyu konuşmaya ve
gündem oluşturmaya dönüşmemelidir. Çocuğun aile üyeleri dışında da yakın ilişkiler kurabileceği insanların olması kendini güvende hissetmesi açısından oldukça önemlidir. Bu nedenle çocuk akranlarıyla iletişim kurması yönünde desteklenmelidir. Öğretmene durumla ilgili bilgi verilmesi ve işbirliği yapılması tedaviyi kolaylaştıracaktır.


Bozukluğun giderilmesinde çocuğun ailesi büyük önem taşır. Okula gitmediği için çocuk suçlanmamalıdır. Bu sıkıntılı durumun geçici olduğunu, bazı başka çocuklarda da görüldüğünü ve kolaylıkla iyileştiğini çocuğa anlatmak iyi olur. Çocukları okul korkusu yaşayan ailelere önerilerime gelince:


- Çocuğun okula gitmesi konusunda ailenin tüm bireyleri olarak kararlı ve ısrarlı olun. Gitmemesi halinde sınıf içindeki grup çalışmalarında aksaklıklar olacağını anlatın. Kararlılığınızı sözel olduğu kadar beden diliyle de çocuğa yansıtın. En ufak bir tereddüt fobiyi tetikleyen bir uyarıcı niteliği taşır.


- Doğrudan onu üzen bir şey olup olmadığını sorun. Size yalnızca kendini hasta hissettiğini ve okulda hoşuna gitmeyenlere ilişkin aklına hiçbir şey gelmediğini söyleyebilir. Siz yine de bu konuda onunla görüşün. Okul yaşamının temel boyutları hakkında konuşun. Örneğin; arkadaşlar,
sınıf çalışması, oyunlar, oyun alanındaki etkinlikler, okul yemekleri, okul tuvaletleri ve öğretmeni.


- Davranışlarındaki herhangi bir değişikliği ayırt etmeye çalışın. Dikkatli düşündüğünüz zaman, bazı yönlerden davranışlarında bir değişiklik olduğunu fark edebilirsiniz. Örneğin belli bir arkadaşı hakkında artık hiç konuşmaması ya da öğretmeniyle ilgili yalnızca olumsuz yorumlar yapması gibi. Bu sizi sorunun kaynağına götürebilir.


- Sınıf öğretmeniyle görüşün. Çocuğunuzun sınıf öğretmeni, okuldaki gelişimine ilişkin en iyi bilgi kaynağıdır. Ona kaygılarınızı açıklayın ve onun gözlemlerini, düşüncelerini dinleyin. Bu,
aynı zamanda öğretmenin dikkatinin, önceden farkında olmadığı bir noktaya, çocuğunuzun
mutlu olmayışına çekilmesini sağlayabilir.


- Gerekli gördüğünüz yerde değişiklik yapın. Sorun bazen kolaylıkla çözülebilir. Örneğin; sınıf
içinde grup değişikliği ya da sınıf öğretmeninin birkaç gün ek yardımda bulunması; çocuğunuzun
biraz yatışması, sorunun çözülmesi için yeterli olabilir. Bunun gibi elverişli bir çözüm varsa, en
yakın zamanda uygulamaya çalışın.


- Çocuğunuzun düzenli olarak okula gitmesini sağlayın. Sorun ne olursa olsun ya da sorunu çözmeniz ne kadar uzun sürerse sürsün, çocuğun okula düzenli olarak gitmesi çok önemlidir. Ne kadar uzun süre okula devamsızlık yaparsa, yeniden düzenli olarak gitmeye başlaması o kadar zorlaşacaktır. Her şeyin yolunda gideceği konusunda her zaman ona güven vererek, ağlayacakmış gibi görünse bile yine de onu okula götürün.


- Çocuğun okul fobisini tetikleyen etken evdeki sorunlardan kaynaklanıyorsa, bu sorunları çözmeye çalışın. Çocuk öncelikli olarak huzurlu bir ev ortamına gerek duyar. Sağlıklı gelişim ve eğitim ancak böyle bir ortamda olanaklıdır.
- Bağımlı olduğu ebeveyn yerine okula diğer ebeveynin götürmesini ya da okul servisiyle gitmesini sağlayın.

Okul fobisinde aile kadar öğretmenin de önemi var mı? Öğretmen okul fobisi olan öğrencisine nasıl yaklaşmalı?

Öğretmeler okul fobisinin tedavisinde en çok işbirliği yaptığımız kişilerdir. İlkokul çağındaki çocukların eğitiminde en temel öğe, öğretmen ile çocuklar arasındaki ilişkidir. Bu ilişkinin niteliği, çocuğun okula ve arkadaşlarına karşı gösterdiği tepkiyi, başarısını ve gelişimini etkiler. Okul korkusunda öğretmen, çocuğun kaygısının kaynağının okulla bağlantılı olmadığını anlamalı ve bu kaygının doğru ele alınması konusunda aile ve hekimle işbirliği yapabilmelidir. Öğretmenin tutumu çocuğun okulu sevmesi, kendini güvende hissetmesi yönünde olursa sorun çok daha çabuk çözülebilir. Çocuğun okula yeniden alıştırılması davranışçı tedavi teknikleri doğrultusunda, sistematik duyarsızlaştırma ve koşullandırma yöntemleri ile sağlanır. Bu arada çocuğun okula gitmesi desteklenirken, bir yandan da aile içi ilişki ve iletişimlerdeki bozuk yanlar ve bu korkuya yol açan nedenler, çocuk ve aile ile birlikte ele alınarak çözümlenmeye çalışılır.

20-25 yıl öncesine kadar Okul fobisi diye birşey yoktu. Belki vardı ama adı konulmamıştı belki de. Çocuklarımız yani yeni nesil diye tabir edilen kısım, neden bu hale geldi. N' oldu da çocuklarımız okuldan korkar oldular?

Kadınlar daha çok sosyal hayatın içine girdi. Çalışan kadınların sayısının artması belki de çocukluk çağı psikopatolojilerinin artmasına neden oldu. Bağlanma ilişkisinin yeterince kurulamaması anne-çocuk arasındaki iletişim güçlüklerinin artması belki de bu durumun temel nedenidir. Ama buradan “kadınlar çalışmasın” şeklinde yanlış bir mesaj da alınmasın.

Size katılmamak mümkün değil. Çok haklısınız.
Ana sınıfına giden çocuklarda daha sık gözleniyor okul fobisi. Çocuklarımıza okul öncesi eğitim verirken dikkat edilmesi gereken unsurlar var mı? Okul öncesi eğitim, okula hazırlarken aynı zamanda ters tepki verebilir mi? Ana sınıfına gitmeyen, aile bireyleri çalışan ve aile büyükleri tarafından büyütülen çocuklarda okul fobisine daha az rastlanırken, okula uyumları daha iyi sağlanıyor. Bu benim gözlemim. Bu konuda ki düşünceniz nedir?

Sevgili İpek, çocukların okulla erken tanışmaları çok önemli. Neden dersen düşün ki pek çok okula başladığında ilk kez kalem tutuyor. Anne ve babası dışında bir göz onu görüyor. İşitme ve görme kayıpları olan pek çok çocuk öğretmen tarafından bir hekime yönlendiriliyor. Konuşma bozukluğu olan, öğrenme zorluğu olan çocukları ilk anasınıfı öğretmenleri fark ediyor ve kliniklere yönlendiriyor. Sadece hastalıklar açısından değil okul çocuğun yeteneklerinin fark edildiği, ailesinden ayrılarak kendine ait bir dünya kurduğu ilk yer. O nedenle 6 sahiden çok geç! Elbette nine ve dedelerle büyümek çok hoş. Yaşama başlayan ve sona yaklaşan iki neslin birbirine vereceği çok şey var. Ama bu işinde bir dengesi olmalı. Ama bu evrensel bir durum. Bizim gibi ataerkil aile yapısı olmayan ülkelerde de görülüyor. Çalışmalar, özellikle ilkokul döneminde olan çocukların yüzde beşinin okul korkusu yüzünden okuldan geri kalmakta olduğunu göstermektedir. İlköğretim ikinci devrede ve lisede de görülebilen okul korkusunun tedavisi, yaşı küçük olan çocuklarda daha kolay olmaktadır. Okul korkusunun, erkek ve kız çocuklarda görülme sıklığı eşittir. Çocuğun okula başlama yaşı olan 5- 7 yaşlar ve yine ilköğrenimin bittiği, daha büyük sınıflara başlama dönemi olan 12-14 yaşlar arasında en yüksek oranda ortaya çıktığı saptanmıştır. Uzunlamasına yapılan çalışmalar, okul korkusu olan olguların çoğunun okula döndüğünü göstermektedir. Prognozu ya da klinik gidişi olumlu yönde belirleyen etmenler arasında zeka, tedavinin 14 yaşından önce başlatılmış olması ve yatarak tedavi gören hastalarda, taburcu olurken belirtilerin ortadan kalkması sayılabilir.


Sayın A.Şebnem SOYSAL Aslında sordukça sorasım geliyor ama artık sizinde fazla vaktinizi almak istemiyorum. Röportajımızın sonuna gelmiş bulunmaktayız. Son olarak okuyuculara bir mesajınız var mı?


Nasıl bir toplum düşlüyorsanız ailenizi ona göre biçimlendirin. Benim inanışıma göre mutlu bir toplum örselenmemiş çocukluk çağından geçer. Çocukluk erişkinliğe hazırlıkla geçirilen bir dönem değildir. Bugünü yaşama arzusunu edindiğimiz bir zaman dilimidir. O nedenle izin verelim çocuklarımız çocukluklarını yaşasınlar.

Davetimi kırmayıp konuğum olduğunuz için, değerli katılım ve bilgilerinizden dolayı çok teşekkür ederim. Başarılarınız artarak devam etmesini. Diliyorum. Birmilyonkalem ailesinde bulunmaktan ayrıca onur duyuyorum. Hep gönül gönüle olmak dileğimle.

Ben çok teşekkür ederim İpek bu güzel söyleşi için. 1MK benim için de ailem gibi. 1MK sahiden bir gönül yolculuğu. Onu yaşamak gerek… Bu ay 1MK’nın 3. doğum günü. Kutlu olsun!

25.09.2010

SANAL ROPÖRTAJ. ( DELFİNA)

Sanal Ropörtaj'dan hepinize merhaba. Uzun bir ara oldu biliyorum ama artık yavaş yavaş Ropörtajlarımıza devam edeceğiz. Bu gün yine önemli bir konuğum var. Birmilyonkalem sitemizin İŞARET DİL'İ ÖĞRENİYORUZ adlı kampanyasına özel hazırladığım bu Röportajın konuğu. İşitme kaybı olan bir blogger olacak Bu konuğum http://isitmekaybi.blogspot.com/ 'un sahibi ve yazarı sevgili Delfina.



SYK:Sevgili Delfina Davetimi kırmadığın için ve konuğum olmayı kabul ettiğin için çok teşekkür ederim. Sayfamda ki en önemli sohbetlerden olacak bu Ropörtajmız. Hoşgeldin diyorum.

D.F: Asıl ben teşekkür ediyorum.İşitme kayıplı birini kale almak,onu anlamaya çalışmak herkesin yapabileceği bir şey değil.Hoşbulduk Sevgili SYK.

SYK: Estafurullah o nasıl söz. Hepimiz insanız ve ileride bizlerde önemli kayıplar yaşabiliriz.
Sevgili delfina Birmilyonkalem'in değerli editörü Şebnem Soysal'ın tavsiyesi üzerine seni takip etmeye başladım. Birmiyonkalem Sitemizin yeni başlattığı kampanya ile ilgili özel bir sohbet yapmak istedim seninle. İŞARET DİL'İ ÖĞRENİYORUZ adlı kampanyamız da işitme kayıplı arkadaşlarımızla daha kolay ve rahat iletişime geçebilmeyi amaçlayan bir kampanya bu. Ama İşitme kaybı hakkında da öğrenmemiz gereken bir takım şeyleri senden öğrenmek istedik.
Öncelikle şunu sorarak başlamak isterim. Ne zaman dan beri işitme kaybı yaşıyorsun? Doğuştan bir hasar mı bu?

D.F: Bir gün annem çamaşır asmak için dışarı çıkmış ve kapı kapanmış.Annem dönünce zile basıyor,basıyor ben açmıyor.Dışardan beni gördüğü için niye açmıyor diye epey tereddüt ediyor annem.O sırada ben duvar kağıtlarını yolmakla meşgulüm Kendisi de hemşire olduğu için işitme kaybı mı var acaba diye kaptığı gibi doktora götürüyor o gün.Doktor tüm testleri yapıyor ve hiçbir şey çıkmıyor,o zaman 3 yaşındaydım.6 yaşında iyice belirginleşti ve belgelendi

SYK: Anlıyorum Geçmiş geçmiş olsun diliyorum.
Sevgili Delfina,bize işitme kayıplı olmanın zor yanlarından bahseder misin biraz?

D.F: İşte bu madde beni en çok zorlayacak kısmı Sevgili İpek.Ne küçükken,ne de şimdi kaybım konusunda zorlanmadım..Evet işitme kaybım ileri değil,çok ileri derece ama kolaylıklarından ve avantajlarından ötürü her gün şükrettiğim bir durum bu benim için.Hayata bu şekilde bakmamı sağlayan annem ve babam sayesinde hiçbir zorluk yaşamadım.



S.Y.K: Sen şanslı olanlardansızn sanırım Senin adına gerçekten çok sevindim.
Peki,işitme cihazı kullanıyor musun?

D.F: Evet,sol kulağım sağa göre daha iyi duyduğu için cihaz seçimimi hep sol yandan kullandım Her seferinde KBB doktorları çift cihaz kullanmadığım için kızsalarda ,gereksiz gürültüyü 2’ye katlamayı gerekli bulmadım hiçbir zaman

S.Y.K: İşitme cihazı kullanma dan önce ki hayatın nasıldı. İşitme cihazının fayda ve zararları nelerdir.?

D.F: İlkokul 5.sınıfta kullanmaya başladım.İlk haftalar alışma sürecinde birden sesler geliyor diye sevinemiyor insan.Çünkü farklı bir boyut oluyor,ilk kez gözlük takınca yaşananlar gibi bir süreç oluyor.Alışınca da sabah yüz yıkanmadan önce cihazı arar eller
Faydaları;bireyin yaşam kalitesini artırması başlı başına bir mucize.Çünkü kulağımıza gelen “biiip” sesi ile duymaya başlıyoruz.Her türlü sesi duyarak güne başlamak,mutluluk kaynağı.Hayatımızı aydınlatan bu cihazların hiçbir zararını görmedim şimdiye dek.

S.Y.K: Gerçekten bu çok sevindirci.
İşitme kayıplı olan bir kişi konuşmada da zorluk çekiyor mu?

D.F: Kaybım,sesleri tanıdıktan , konuşmaya başladıktan sonra 3 yaşlarımdayken ortaya çıktı.Ailemin desteği,kitap kurdu olarak geçirdiğim çocukluk yıllarımın etkisi ile konuşmada zorluk çekmedim.Ama işitme kayıplı olup konuşamayan,konuşurken zorlanan birçok arkadaşımı tanıyorum..

S.Y.K: Her işitme kayıplı işitme cihazı kullanarak duyma sağlayabilir mi? işitme cihazları hakkında bize bildiklerini anlatabilir misin?

D.F: Şimdi her şey o kadar olağanüstü ki,duyması imkansız kişilere bile sürprizleri var bu ilerleyen teknolojinin.Koklear Implant sayesinde tamamen sağır olanlar sesleri duyabiliyor.İşitme cihazları da her işitme kaybına göre çeşit çeşit.

S.Y.K: Gerçekten çok ilginç Rahmetli Anneannem de İşitme konuşma kayıplıydı. Keşke yıllar önce böyle bir imkanı bize anne anneme sunabilmiş olsaydık. Bu gerçekten bir mucize olsa gerek.
Neyse devam edelim. işitme kayıplı bir çocuk öğrenim hayatını nasıl idâme ettiriyor? Özel okul yada kurslar var mı? Sen işitme kayıplılar ile ilgili bir kurs ve bir eğitim aldın mı.?
İşitme kayıplı bir kişi' nin özel bir eğitim alması gerekiyor mu?

D.F: işitmesi ve konuşması çok ileri derece olmayan her kayıplı normal okullarda eğitim alabilir.Çocuğun kendisini rahat ve normal hissetmesini sağlayacak en önemli kişi olan öğretmene çok iş düşüyor.Eğer ilköğretimde çocuk bu şansa erişirse,özgüveni yüksek oluyor ve sonraki okullarda başarısı katlanıyor.Ben herhangi bir eğitim almadım.
Konuşmakta zorlanan ya da sesleri tanımayan bazı işitme kayıplılar konuşma terapisine gidebilirler.

S.Y.K: Devlet yada özel kurumlar, işitme cihazlarıyla ilgili destek sağlıyorlar mı?

D.F: Evet, cihaz bedellerinin büyük kısmını karşılıyorlar.

S.Y.K : Bu çok güzel bir haber.
Sağır ve dilsiz olmak isitme kaybıyla aynı mı? arada ki farklar nelerdir. Yani duyamamak konuşmayı engelleyen bir durum mu?

D.F: Sağır ve dilsiz biri ses dünyasını tanımadığı ve konuşamadığı için,işitme kayıplılardan ayrı bir dünyada yaşar.Onların çoğu sesleri hiç bilmediklerinden konuşamazlar.Ama şimdiki eğitimler sayesinde tamamen sağır olanlar da konuşmayı öğreniyorlar.

S.Y.K: Sevgili delfina Sen işitme cihazıyla duyma sağlayan birisin. Ama yinede işaret dili biliyor musun? İsaret dili kullanma gereği duyduğun zamanlar oluyor mu?

D.F: İşaret dili,öğrenmeyi en çok istediğim bir dil.Bu dil ile iletişimi sağlayan arkadaşlarımla bir araya Geldiğimde onları daha iyi anlamayı isterdim.

S.Y.K: Her bireyin yeni bir dil öğrenme hakkı var ise işaret dili bilmesinin de zorunlu hale gelmesi düşüncesindeyim. Yani M.E.B 'nın işaret dili konusunda muhakkak önemli adımlar atması gerektiğini düşünüyorum. İşaret dili öğrenme konusunda düşüncelerin nelerdir? Veya bir tavsiyen var mı?

D.F: Birçok bilim adamı ve eğitmenler,işaret dilinin yaygın olarak kullanılması taraftarı değiller.Çünkü işaret dilini bilmek,duymayı ve konuşmayı bitiriyor.Kulak ve dilin pasif kalması,bireyi toplumdan ayırıyor.İşaret dilini öğrenmek yerine,dudak okuma,sesleri tanıma ve konuşma eğitimi üzerine yoğunlaşmalı. Usta Perküsyonist, Evelyn Glennie tamamen sağır ama akıcı konuşması ile görenleri büyülüyor.Kuvvetli bir dudak okuma yeteneği var.İşitme kayıplı arkadaşlarım onu ilham alsınlar,pes etmesinler eğitim almaktan.

S.Y.K: İşte bu verdiğin bilgi çok önemliydi. Bilim adamları'nın İşaret diline karşı oldukları çok önemli bir bilgi. Teeşekkürler.
Sevgili Delfina bu arada bloğun çok hoş. çok canlı ve sıcak. Blog paylaşımların dan biraz baheseder misin?

D.F: Çok teşekkürler Sevgili İpek.İkizler burcumun verdiği bir özellik olan “merak” sayesinde her konuda bir şeyler öğrenmeyi,paylaşmayı seviyorum.Ve paylaştıkça güzel insanlar,dostluklar buluyor beni.İyi ki bu blog var çünkü kendim gibilere kolaylıkla ulaşıyorum

S.Y.K: İyiki bloglarımız var. Hayata sıkı sıkı sarılmış bir insansın pozitif ve neşelisin. bunu neye boçlusun?

D.F: Ailem,ailem ve ailem. Onların beni yetiştiriş tarzı,hayata hem sımsıkı sarılmamı sağladı hem de bugünlere mutlu ve başarılı olarak gelmemi sağladı…

S.Y.K: İşitme kayıplı olan dostlarımıza arkadaşlarımıza bir mesajın olacak mı?

D.F: Hiçbir işitme kayıplı arkadaşım, böyle bir zamanda kabuğuna çekilmek zorunda değil.Araştırsınlar,öğrensinler sınırsız seçenek var onlar için.Düşler Akademisi’nin atölyelerinden faydalansınlar,farklı ortamlara girsinler ve öğrenmeye hep açık olsunlar.Çünkü hiçbir şey imkansız değildir ve tüm güzellikler,kolaylıklar bizler içindir.Bana her zaman blogumdaki iletişim bölümünden ulaşabilirler,onlarla tanışmaktan,ortak noktalar bulmaktan ve yardımcı olmaktan onur duyarım…
Bir de, girdikleri ortamda,yeni tanıştıkları ilk insanların yanında “işitemiyorum,işitme kayıplıyım” desinler,çekinmesinler.Bunu söylediklerinde karşı taraf hemen yardımcı olmaya çalışıyor,anlayışlı oluyor.Bir kere söyleyip kolaylıklarını görünce gerisi gelecektir.
Kendilerini işitme engelli değil işitme kayıplı olarak tanıtsınlar.Çünkü durumumuz hiçbir şeye engel değil,kaybımıza rağmen işitebilir,öğrenebilir ve hayatı doyasıya yaşamaya devam edebiliriz….

S.Y.K:Çok önemli mesajlar verdin sevgili Delfina.
Peki sohbetimizi nasıl buldun?

D.F:Soruların hepsi çok zekice ve güzeldi.İşitme kayıplı olmayan birinin böyle içten sorular sorabilmesi takdir edilecek bir şey.O yüzden çok teşekkür ediyorum.Tüm güzellikler sizlerle olsun….

S.Y.K: Bu güzel düşüncen için çok teşekkür ederim :)Sevgili delfina, bu hoş ve değerli sohbetin sonuna geldik. sana sonsuz teşekkür ederim. Birmilyonkalem ailesi olarak ve ben şahsım Siyah kelebek olarak sana sevdiklerinle uzun sağlıklı ve mutlu bir ömür dilerim. Tekrar tekrar bu değerli bilgilerin ve hoş sohbetin için çok teşekkürler.
Her daim sevgiyle kal.

24.05.2010

SANAL RÖPORTAJ BAŞLIYOR. YENİ KONUĞUM PİXİS.

Siyah kelebek Sanal röportaj'a hızlı bir giriş yapıyor. Uzun zamandır ara verdiğim röportaj çalışmalarımıza yeniden kaldığımız yerden devam ediyoruz. Merakla bekleyen Röportajların ne zaman başlayacak diye soran tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Bu gün ki konuğum bir İngilizce öğretmeni, aynı zamanda 1mk yazarı, Sanat sever bir blog yazarı olacak. Art-niyet Blogspot'un yazarı Pixis ile Hoş ve faydalı bir söleyeşi yapacağız.


SYK: Sevgili pixis Öncelikle davetimi kırmayıp konuğum olduğu için çok teşekkür ederim. Seni yeni takip eden bir izleyicin olarak daha yakından tanımak tanıtmak benim için onurdur. Hoş ve faydalı bir sohbet olacağını umud ediyor ve sana hoşgeldin diyorum. Nasılsın?

P.X: hoş bulduk ve teşekkür ederim.. konuğun olmak onuru bana ait.

SYK: Sohbetimize Klasik sorularımızla başlamak istiyorum. Pixis kimdir? Nasıl biridir?

P.X:pixis sanatın her dalıyla ilgilenen,en azından ilgilenmeye çalışan,öğretmenlik aşkıyla yanıp tutuştuğu için evini ve eşini istanbul’da bırakmak zorunda kalıp Diyarbakır’a gelen bir İngilizce öğretmeni ve internet bağımlısı..

SYK: Ne zamandan beri blog yazıyorsun? Bloğunun doğum hikayesini kısaca anlatır mısın?

P:X: şubat 2010’da başladım blog yazmaya.. uzun zamandır ‘’sen de blog açsana kendine,müzik düşkünüsün ve güzel resimlerin var’’ diyen bir spor düşkünü blog yazarı arkadaşımın sözünü bir gün pat diye aklıma getirmemle başladım yazmaya..

SYK: Çokta iyi ettin, Peki bloğunda neler paylaşıyorsun? Ne tarz bir blog bu?




P.X:Bloğumun adı Art-niyet…buradaki art yanlış anlaşılmasın lütfen J İngilizcede art;sanat demektir. Günlük konuşmalarımda asla yapmadığım ve onaylamadığım bir şey yapmış oldum aslında…ama hiç de pişman değilim..
Sanat kelimesinden yola çıkarak..öncelikle yaptığım resimler,çizimler ve çinileri paylaşıyorum..müzik zaten vazgeçilmezim.. bazen öğrencilerimle ilgili ilginç olaylar..kısacası aklıma ne gelirse diyelim..


SYK: Sende Birmilyonkalem yazarlarındansın. Birmilyon kalem ailemize ne zaman katıldın?

P:X:22 nisan’da katıldım..

SYK: Aramıza hoşgeldin diyelim o zaman :)
Birmilyonkalem'de paylaştığın 'Çocuk: Bana dokunma !' adlı yazın için öncelikle seni tebrik ediyorum. Yazılan yazıların hepsi çok anlamlıydı ama sen bir eğitimci olarak işin en önemli kısmına değindin. Çocuğuma dokunma kampanyasıyla ilgili yeni paylaşımların olacak mı?

P.X: güzel yorumun için teşekkür ediyorum. 'Çocuk: Bana dokunma !' adlı yazım bir bilgilendirme yazısıydı.evet yapılanlar akıl almaz,tam bir felaket,kelimelere sığmayacak derecede çirkin! Fakat bu konuda öncelikle çocukların bilgilendirilmesi gerekir.ailelerin; çarpık ilişkilerin her fırsatta gözümüze sokulduğu,bol küfür içeren sözde komedi filmlerinin kahkahalarla izlendiği örnekleri düşünülünce bir çocuk gereksiz her şeyi bilinçsizce aile desteğiyle öğreniyor bile denilebilir..
Evet,yeni yazılarımda olacak..Bir psikolog ve bir avukat arkadaşlarımla beraber geniş çaplı bir araştımanın ortasındayım diyebilirim..

SYK: Seninle aynı fikirde olmakla beraber yeni çalışmalarını da büyük bir merakla bekliyorum.
Pekala bir eğitimci olarak son yıllarda artan Çocuk istismarı konusun da neler söylemek istersin.

P.X: Aslında son yıllarda mı arttı,yoksa sadece bunun üstünü örtme-örtpas etme girişimleri mi azaldı?
Eskiden de aynı ölçüde olduğunu düşünüyorum…sadece ‘’amman elalem duyarsa ne der?’’ zihniyeti yerine,’’çocuğum her şeyden-herkesten daha önceliklidir’’ mantığının gelişmesi sayesinde haberlerde daha çok duyar hale geldik belki de..


SYK: Sence neden büyük bir artış var çocuk istismarında. Sadece eğitimsiz insanlar değil iyi eğitim almış insanlarda bunu yapmaya başladı sence neden?

P.X: sanırım bunun tek bir açıklaması olabilir;hastalıklı ruhlar.. sorun bir insanın işinin ne olduğu,kaç yıl eğitim gördüğü değil.. sorun tımar edilmesi gereken bir ruhunun olup olmaması…

SYK: Birmilyonkalemin çalışmalarını nasıl buluyorsun?

P.X: Aranızda çok yeniyim.şans eseri buldum Bir Milyon Kalemi ve hemen incelemeye başladım.Ne kadar faydalı işlerde payı olduğunu gördüğüm an hayran kaldım ve ben de bu amaca hizmet eden çalışmaların bir parçası olmalıyım dedim..

SYK: Birmilyonkalem'in faydalı işlerinde önemli katılımları olan yazar ve okuyucalara da ben hem kendi adıma hemde 1MK adına çok teşekkür ediyorum.
Bu çocuk istismarı terörüne nasıl dur denile bilir? Çözüm nedir? Genel olarak yapılan çalışmalar sence yeterli boyutta mı? Devletin yanı sıra sivil toplum örgütlerinin ve derneklerin bu konu üzerinde ki çalışmalarını yeterli buluyor musun?

P.X: Bu konuda bana en ilginç gelen şey bu kadar çoğunluğun aynı fikirde,bir arada olmasına rağmen bir çözüme bunca yıldır ulaşılamamış olması..
- yaparsanız cezası şu! Görüyoruz ki caydırıcı değil..
-zarar gören çocuk sosyal hizmetler yada çocuk esirgeme ‘de! Yine görüyoruz ki bu kurumların hali de iç açıcı değil..
-sivil toplum örgütleri???
Dur demek bu kadar da zor olmamalı…


SYK: malesef bir kaç söz söymekten öteye gidemiyoruz. Eylemler sınırlı Buda belli bir yerden sonra tıkanmaya sebeb oluyor. çok haklısın.
Sen bir eğitimci olarak yakın çevrende şahit olduğun bir istismarla karşılaştın mı?

P.X: Üzülerek söylüyorum ki evet…Bir öğrencime yapılan bir istismar,hemde öz babası tarafından…
Bu da akıllara başka bir soruyu getiriyor:aile içinde bile istismar söz konusuyken,çocuk kime güvenip sığınabilir?


SYK: İşte Çocuğuma dokunma derken, çocuğuna kötü emmellerle dokunan aileler ne olacak bunlara nasıl dur denilecek buda en büyük soru işaretti.
Çocuk istismarının kökten çözümü var mı sence?

P.X:kökten çözüm diyemem tabi ki..ama en azından bir adım olarak sayılabilir.bahsettiğim araştırmada zaten tam olarak buna değindim,hazır olduğunda sizlerle de paylaşacağım.

SYK: Ben de bir anne olarak zaman zaman sıkıntılar yaşıyorum onları büyütüp yetiştirirken. Anne babalar nelere dikkat etmeli çocuklarını büyütürken. Ve onları istismardan nasıl korumalı?

P.X:Her aile,daha doğrusu çocuğunu önemseyen her aile seninle aynı sıkıntıyı paylaşıyordur emin ol.benim şahsi fikrim çocuğun anne yada babayı kendine rol-model aldığını aklımızdan çıkarmamalıyız. Klasik bir örnek vardır;çocuğa kitap okumayı sevdirmek ‘oku’ demekle olmaz! Kitabı elinize alıp okursunuz,çocuk da arkanızdan gelecektir…
Bu konuda da aynı,siz hareketlerinize,söylediklerinize,izlediklerinize dikkat edesiniz ki;’’aaaa!böyle ayıp şeyleri nerden öğreniyorsun ki?’’ demek zorunda kalmayınız.
Yazımdaki afiş…kesinlikle bu konudaki en iyi anlatım diyebilirim…

SYK: Ben bile anne yada doğru bir ebeveyn olmayı yeni öğreniyorum. Aile olmak bile bir eğitim gerekiyor sanki .
Sevgili Pixis sohbetimizin sonuna yaklaşırken, Birmilyonkalem'in çocuğuma dokunma kampayasında izlediği bu yolda tavsiyelerin olacak mı? Birmilyonkalem çalışmalarında dafa fazla neler yapabilir? Önerilerin fikirlerin var mı konuyla alakalı?


P.X: İzlediğim kadarıyla bu konuyla ilgili olarak hızlı bir başlangıç yapıldı,fakat şu aralar bir durgunluk hakim..
Bu konuyla ilgili olarak herkes yazı yazmak dışında ne yaptı? Merak ettiğim şeylerden biri de bu aslında! Evet çocuğuma dokunma! Buna karşıyız! Fakat ben buna engel olmak için ne yaptım? Eğer gerçekten bir şeyler yaptıysanız,bununla ilgili ikinci yazılarınızı paylaşın derim…artık vicdanım bir nebze de olsa rahat yazıları… basın-yayın organlarına ulaşılabilir…daha fazla kişiye ulaşmak amacıyla..

Ben ve arkadaşlarım gerekli araştırmaları yapıp çözüm odaklı yazımı sizlerle paylaşınca,umarım desteğinizi esirgemezsiniz…

SYK: Editör arkadaşlarım gerçekten ciddi bir çalışma içinde yakın zamanda yeni atılımlar olacağına inanıyorum.
Sevgili Pixis bu güzel faydalı sohbet için sana çok teşekkür ediyorum. Siyah kelebek, ve Birmilyonkalem adına yaptığımız bu sohbet çok anlamlı oldu. Beni kırmadığın için tüm okuyucular adına sana sonsuz teşekkür ederim.
Çalışmalarının ve başarılarının devamını dilerim.

P.X.:Böyle bir fırsatı bana sunduğunuz için ben teşekkür ediyorum.Umarım az da olsa faydam dokunmuştur.Ben de sana,1 MK editor ve yazarlarına böyle faydalı projelerde buluşmak umuduyla başarılar diliyorum.

SYK: Çok teşekkürler sevgili pixis...



Ben bu hoş sohbet den çok keyif aldım.Umarım sizde benimle aynı fikirdesinizdir. Şimdi sizleri Sevgili pixis'in 1MK'de yayınladığı Çocuk İstismarı ile ilgili bilgilendirici afişle başbaşa bırakıyorum. Yazıyı da mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum.

Şimdilik Hoşçakalın


8.04.2010

SANAL RÖPORTAJ 'DA BU HAFTA.

Sanal Röportaj'dan bu hafta da merhaba. Nasılsınız? Keyifler nasıl? Geçen hafta sağlık sorunlarım nedeliyle söyleşimizi yayınlayamamıştım. Bunu için öncelikle konuğumdan ve siz güzel okuculardan özür dilerim.
Sanal röportaj çalışmamamız 7 haftadır sizlerle . Elimden geldiğince kalemimin döndüğünce konuklarımı ağırlayıp, onlar hakkında ve blogları hakkında merak ettiklerimi öğreniyorum ve sizlerle de paylaşıyorum. Aldığım tepkiler oldukça iyi ve sevindirici. İlk başlarda Sanal röportajın balon olup elimde patlamasından çok korktum. Ama Sizlerin desteğiyle Profösyonelce adımlarla ilerliyoruz. Tüm katılımcılara ve siz değerli okuyuculara çok teşekkür ediyorum.
8. haftamız da,bu gün bir yemek blogunu ve yazarını buluşturacağım sizlerle. Hepimizin ortak merakıdır yemek. Damak zevki ve ona hitap eden lezzetlerin, aynı zamanda rengarenk acıktırıcı resimlerin fazlaca hakim olduğu BİRDEMLİKSOHBET blogu ve bu blogun yazarı sevgili Sevil ile beraberiz.

SYK: Sevgili sevil, hoşgeldin bloguma, seni burda görmekten çok mutluyum davetimi kırmadın ve geldin. Çok teşekkür ederim. Seni Kurabiyeler pastalarla ağırlayamadım çok beceriksizim o konuda:)) ama güler yüzümle seni ağırlayacağım umarım keyif alırsın. Öncelikle nasılsın sevgili Sevil.

S.L:İpekcim öncelikle ben teşekkür ederim.Benimle ropörtaj yapmak istediğin için.Kurabiyeye pastaya ne hacet gülen yüzün yeter canım ..

SYK: Anlaşıyın için teşekkür ederim canım.
Bize biraz kendinden bahseder misin? Sevil kim dir?

S.L:Tabiki..
Sevil 29 yaşındayım.Evli ve dünyalar tatlısı bir kızım var.Aslıl meslegim barmenlikti fakat evlenince bıraktım ve özel bir şirkette yönetici asistanı olarak görev yapıyorum.
Fırsat buldukça yemek yaptıklarımı sizzler ile paylaşıyorum


S.Y.K: Ne güzel Allah evladını sana başışlasın canım.
Aslında hepimizi biliyoruz ama bize blogundan da bahseder misin?





S.L: Birdemliksohbet.com isimli bir yemek sitem var.Yemek sitemde bizzat denediğim benim ve tattırdığım tüm yakınlarım tarafından beğenilen lezzetleri blog okuyucularımla paylaşıyorum.Kısacası resimli denenmiş en güzel yemek tariflerini paylaşmaya özen gösteriyorum..

SYK: Biz de bayanlar olarak yemek yapıyoruz ama Siz farklısınız. Ne zamandan beri profesyonelce yemek yapıyorsun.
Bloga taşımaya nasıl karar verdin?




S L: Aslına bakılırsa blog camiasına katılmam yaklaşık 5 yıl oldu.Önceleri kişisel bir blog açmıştım Bazı sebeplerden dolayı kızım ile 4.5 ay gibi bir sure ayrı kaldım.O dönemde kendimi oyalamak için once örgü blogu açtım sonrasında bu kızımla ilgili yayınlara döndü sonrasında porselendemlik kurucularından oldum .Ev sahipliği yapan dostlarımız ile senin yaptığın gibi roportaj yapmaya karar vermiştik ve bu blogda yayınlanacaktı.Sonrasında madem burası yemek ile ilgili o zaman yemek tarifi deneyip ekleyelim dedim.Sonuç olarak birdemliksohbet aktif olarak yayında oldu..

SYK: Eğitimli bir aşçımısın? Yemek yapmanın eğitimini aldın mı? Sence İyi yemek yapmak için eğitim alınmalı mı? Kurs gibi.

S.L: Daha once de bahsettim .Asıl meslegim barmenlik.5 yıldızlı bir otelde yaklaşık 4 yıl gibi bir sure çalıştım.Doğal olarak aşçılar ile de iç içe oldum.Girip mutfağa birşeyler hazırlamadım ama merakla izlerdim.Ben eğitim almadım.Aslında almak da isterdim.Daha güzel yemekler yapabilmek için ve dünya tatlarını öğrenmek için..
Kurs konusuna gelince kişi eğer aşçı olarak iyi bir yerde çalışacak ise tabiki bunun eğitimini almalı .Yok hobi olarak yapacak ise bence gerekli değil.

SyK: Yemek yapmak ve paylaşmak bir hobi mi senin için? yoksa Ticari anlamda da sana getirisi var mı? Yani her hangi bir cafe de veya bir yemek firmasıyla çalışıyor musun? Teklif alıyor musun?

S.L:Ben tamamen hobi amaçlı yapıyorum.Yemek yapmak ve yemek ayrı bir sanattır.Yemek yemesini seven biriyim.Bu nedenle en büyük hobim yemek.
Hayır herhangi bir firma ile çalışmıyorum.Aslına bakılırsa birkaç yıl sonra kendime bir café açma niyetindeyim.Bakalım kısmet..

SYK: Bence açmalısın. Görüntü itibariyle biz izleyenler resimleri bile yemek istiyoruzda :)
Çok renkli cıvıl cıvıl yemek konusuna yakışan bir teman var. Yaptığın ve tanıttığın yemeklerin resimlerini kendin mi çekiyorsun?

S.L:Evet tüm resimler bana ait önceden digital bir makinam vardı eski resimlerim çok güzel değil fakat sonrasında yeni bir makina aldım daha net ve yemek siteme yakışan bir makina oldu.Şimdi onun ile çekiyorum..

SYK: Çok güzel gerçekten.
Daha çok hangi tarz yemekleri yapmayı seviyorsun? Blogunda daha çok hangi yemekler ilgi çekiyor.?

S.L:Blogumda en çok ziyaret edilen fırında mantar yemeğim.
Ben ise tavuk sever biri olduğumdan blogumda en fazla tavuk yemeklerine yer veriyorum.Tabi bunun yanında kahvaltı masaları ve çay saati için tarifler..
Yaz geliyor şimdi en çok salata tarifleri sitemde göreceksiniz..

SYK: Ah canım uzun bir zaman ne tavuk görmek istiyorum ne de yemek. Zehirlendikte geçek günlerde :)
Blogunda dikkatime çeken reklamlar var. Bunlarda bir gelir elde ediyor musun?

S.L:Bir reklam şirketi ile anlaşmamız var .Onlar ilgileniyor.

SYK: Yemek yapmanın ve bunu blogda paylaşmanın dışında sevil neler yapar? Hobilerin nelerdir?

S.L:Sevil aslında çok yogun biri..
Hafta sonu cumarteside çalıştığım için geri kalan zamanda eşime ve tabi kızıma zaman ayırırım .Yaz geldiğinde her hafta sonu mutlaka dışarıda oluruz.Kışın ise kızım ile evde olup onunla kitap okumaya bayılırım.

SYK: Yemek yemeyi ben çok severim ama yapamam beceriksizim. Doymak için yapıyorum. Sen yemek yapmayı seviyorsun. Peki yiyormusun, Kilolarla aran nasıl :)))

SL:İpekcim işte onu hiç sorma ben yemek ile ilgilendiğimi belli ediyorum..
Yaptıklarımı tatmaz isem nasıl ziyaretçilerime tadının güzel olduğunu söyleyebilirim ki..

SYK: Başka sitelerin yemekle alakalı başka sayfaların var mı?

S.L: Hayır

SYK: Yemek etkinlikleriniz oluyor mu? İleride yada yakın zaman da bir yemek etkinliği var mı? Bizimle paylaşır mısın?

S.L: Soft Bowl silicon kek kalıpları firması ile blog yazarlarımıza çay saati kursu veriyoruz.Bu etkinliklerimiz yaklaşık 5 ay daha devam edecek Gerisi süpriz..

SYK: Harika, diğer süprizi de merakla bekliyorum.
Blog dünyasında en ilgi çeken blogların belki de en başında geliyor yemek blogları. İyi yemek yapmak, bir yemek bloğu açmak için yeterli mi? Yemek blogu açmaya heveslenen bayanlara ne gibi önerilerde bulunmak istersin.

S.L: Yapmak isteyen herkes yapmalı bence tabiki en iyiler var aramızda ama blog açacak olanlara önerim şudur.Mutlaka fotorafları kendiniz çekin ve denediğiniz tarifi harfiyen yazın başka bir yerden kopyaladığınız tariff tutmaz ise ziyaretçileriniz sizi birdaha takip etmezler

SYK: Yemek blogu açmak isteyenlere faydalı bir bilgi oldu.
Kendi ürettiğin kendine özgü kimsede olmayan tariflerin var mı? Varsa bize biraz tiyo versene :))

S.L: Var tabiki de ..
Aslına bakılırsa çoğu zaman mutfaktaki malzemelere gore yemek yapar aa bak bu güzel oldu der yayınlarım.Örneğin geçenlerde yayınladığım kabak salatası gibi..

SYK: hemen ziyaret edeceğim.
Sevgili Sevil, Yakın zamanda yada ileride, gerçekleştirmek istediğin plan yada projelerin var mı? varsa biraz bahseder misin?

S.L:İpekcim bir önceki sorularda da bahsettiğim gibi bir kaç yıl sonra kendime ufak bir café açmak istiyorum.Sebebi ise kızıma bir kardeş gerekli onuda bakıcılar değil bizzat ben büyütmek istiyorum.Kendi yerim olur ise onunla beraber olurum hemde işimi yaparım diye bir düşüncem var bakalım .Kısmet..




SYK: Çok güzel bir fikir. Umarım bu dileğin gerçek olur.
Sohbetimizin sonuna geliyoruz. Blog camiasına bir mesajın olacak mı?

S.L: İyiki böyle bir blog açmışım ve dünyalar tatlısı bir sürü blog yazarı ile tanışmışım.
İnternet doğru kullanıldığında super bir şey .İnanın blog camiasında çok yakın arkadaşlarım ablalarım oldu.İyi ki tanımışım sizleri.Tanışmak istediğim çok blog yazarı var gelin tanışalım..

SYK: Aslında güzel blog yazarları toplantıları oluyor. becer kaçırmamak ve tanışmak lazım.
Sanal röportajın vazgeçilmezi olan son yorum. :) Adetten dir, Sence nasıl bir söyleşi oldu. Röportaj hakkında bir kaç yorum alabilirmiyim senden?

S.L: İpekcim en zor sorular bana mı denk geldi ne ..
Canım çok harika bir ropörtaj oldu.İlgi ve alakana çok ama çok teşekkür ederim.

SYK: Sevgili sevil. Bu güzel blogu ve seni burada ağırlamaktan oldukça keyif aldım. Çok teşekkür ederim. Başarılarının devamını dilerim. Blog ve blog dışı özel ve mesleki hayatında mutlu ve güzel günler dilerim. Umarım ilerde yüz yüze buluşma ve sohbet etme imkanını yakalarız. Seni sevgiyle kucaklıyorum iyi ki geldin. Bloguma renk kattın. Sevgiyle kal Sevgili sevil. :)

S.L: Ben teşekkür ederim ipekcim.İnşallah yüz yüze oturup sohbet ederiz çaylar kahveler eşliğinde
Sevgiler






Efendim Sanal Röportaj'dan bu haftalıkta bu kadar. Renkli,iştah açıcı hoş bir sohbet oldu. umarım sizde biz kadar keyif alamışsınızdır. Aranızdan ayrılmadan önce Sevgili sevil'in Birdemliksohbet blogundan çaldığım Bu nefis poğaça ile başbaşa bıkarıkıyorum tarif için ise bir tık yeter.

Image and video hosting by TinyPic






Hadi kalın sağlıcakla :)





Yazan/ Röportaj: Siyah kelebek


Konuk: Birdemliksohbet/ Sevil.

26.03.2010

SANAL RÖPORTAJ DA 7. KONUĞUM SİZLERLE.

Bir Sanal Röportaj dan bu haftada hepinize merhabalar. Değerli blog yazarları ile söyleşilerimize devam ediyoruz. Benim açımdan herşey yolunda gidiyor. Röpotajlarımı katılımcılar sayesinde zamanında yayınlamanın mutluluğunu yaşıyorum.
Bu hafta değerli bir Öğretmeni ve değerli bir büyüğü burada ağırlamaktan onur duyacağım. ''Hayata dair'' bloguyla Sayın Ramazan Işık Beyefendi bizlerle.



SYK Değerli Öğretmenim ve değerli büyüğüm öncelikle hoşgeldiniz. Şeref verdiniz. Davetimi kırmadığınız için çok teşekkür ederim. Öncelikle nasılsınız?

R.I:Blog Dünyasının, “Kanat sesleri ile biryerlerden bizlere seslenen”i,Sevgili Siyah Kelebek,hoş bulduk.O şeref bendenize ait.
Sizin gibi bir insanın, nazik davetini, Kabul etmemek mümkün mü.
Nasılsınız sorusuna, genellikle iyiyim demek adettendir.Ama ben bunu gerçekten gönülden söylüyorum.İyiyim,teşekkür ederim.


SYK: Sohbete başlamadan önce güzel bir motivasyıon oldu bu güzel cümleler Çok teşekkür ederim İyi olmanıza ayrıca çok sevindim Her daim iyi olunuz İnşallah.
Sohbetimize başlarken. Bize, okuyuculara, sizi daha yakından tanımak isteyenlere biraz kendinizden bahseder misiniz?


R.I:Bana,”kendinizden bahsedermisiniz”,derseniz, yandınız.Zira anlatacaklarım ömrüme de sığmaz.Ama kısaca özetlemeye çalışayım.
Aslında kendimi “Benim Darbelerim”adındaki yazımda, çok kısaca özetlemeye çalıştım.Eğer uygunsa,bu yazının buradan adresini de vermek isterim. http://rmazan.blogspot.com/2009_07_01_archive.html
Kış aylarını geçirmek ve ekmek parası kazanmak üzere,Çukurova’da bir köye çalışmaya gitmiş bir ailenin,huğ(sazdan,samandan ev) da dünyaya gelmiş bir üyesiyim.Ramazan ayında doğduğum için,babam adımı Ramazan koymuş,ama yirmibeş gün beraber yaşayabilmişiz.Bayramın ikinci günü, daha on dokuz yaşında vefaat etmiş.
Böyle başlayan bir hayattan,bugün geride,mücadelelerle geçmiş,inişli-çıkışlı, orta yaşın üstüne geçmiş bir ömür,otuz yıllık eğitimcilik,emeklilik,emekli öğretmen bir eş,iki oğlan evladı,dünya tatlısı,güzeller güzeli bir gelin,veeee “hayatın anlamı”nı O’nun sayesinde yeniden keşfettiğim,şimdi ana sınıfı öğrencisi olan bir torun.
Sevginin,varlığın temeli olduğuna inanıyorum.
İnsanları seviyorum.Tüm canlıları seviyorum.En zor anlarımda bile,kimseye karşı en ufak bir kin gütmedim.Hayatta en sevmediğim şey riyadır.
Hobilerim;sanatın her alanını ilgi ile izlerim.Sanat adına yapılmış,yazılmış,üretilmiş her şey değerlidir benim için.Kendimce alacağımı alırım.Beğenip beğenmemek diye birşey yoktur.
Ağaç dikmek,fidan üretmek diğer hobilerim arasındadır.Onların büyümesi,üretmesi doyumsuz mutluluk veriyor bana.
Fobim,yok gibi birşeydir.Var ise de,şu anda hatırlamıyorum.
Çocuklar tutkumdur,o sebeple otuz yıl,mesleğimi severek yaptım.
Şimdilik bu kadar yeter sanırım.

SYK: Kendinizi Çok güzel tanıttınız. Sizi tanımak beni bir kez daha mutlu etti.
Ramazan Işık/Hayat'a Dair Blogunuzu elimden gelidiğinice takip ediyorum. Bize biraz da blogunuzu tanıtır mısınız?


R.I:Aslında blog baştan kendini tanımlıyor.”Hayat bir karalama defteri gibidir,biz de biraz karalayıp gideceğiz.Bloga, “benim blogum”, demek yanlış olur diye düşünüyorum.Zira herkesten bir parça var orda.

SYK: Blog yazmaya ilk ne zaman başladınız? Blog yazmak sizin için ne ifade ediyor.?

R.I:Bendeniz, eskiden beri yazı yazmayı seven bir kişiyim.Yazılarımı,bilgisayarların olmadığı zamanlarda dosyalarda biriktiriyordum.Bilgisayarlar çıktıktan sonra,bilgisayarlarda yazmaya başladım,dosyalara.Bloglar çıktıktan sonar da, bloglarda yazmaya ve eski yazıları da paylaşmaya başladım.

SYK: Blog yazmanın ve paylaşmanın size ne gibi getirisi oldu? Blog yazdığınız ilk günü ve şimdiyi düşündüğünüzde kendinizde gördüğünüz önemli değişiklikler var mı?

R.I:Yaşanmışlıklar bizimle gitmemeli.Nasıl ki biz,dün yaşananları merak ediyorsak,bizden sonrakiler de,bugün yaşananları merak edecekler.Onların bu meraklarını gidermek adına girdim bu blog işine J. Bloglarda yazmak güzel bir aktivite.
Blog paylaşımlarının bana kazandırdıklarına gelince;eğitimin, yaşamın her evresinde gerekli olduğunu düşünen birisi olarak,sürekli birşeyler öğrendiğime inanıyorum.Bedenen,ekonomik olarak,kafa olarak,ulaşamayacağım dünyaları,evimde,odamda,çalışma masamın üstünde izliyorum.Bundan güzel ne olabilir.
Bir sürü dost edindim ayrıca.Bu kazanımı ise hiçbirşeyle ölçemem.


SYK: Gerçekten çok doğru bir tespit .Gerçek hayatta ulaşamadığımızı dünyalara kendi evimizde masa başında ulaşıyoruz. Gerçekten de müthiş güzel bir olanak bizler için. Blogunuzda bazen anılarınızı, bazen eğitsel yazılarınızı, bazen şiirlerinizi okuyoruz. Yazmak isteyipte yazamadığınız üzerinde çalıştığınız, bir yazı tarzı var mı?

R.I:Blogu kurarken bu konuyu düşündüm.Mevcut yazılardan hangisine dönük bir kurgulama olsun diye.Gördüm ki, başlık sayısı çok.Birkaç blog açsam,onun da takibi,düzenlemesi zor.Onun için ben de genel bir blog içinde çeşitlemeler yapıyorum.Tek düzelikten sıkılırım zaten.Hayatım da böyle geçti.Birkaç işi, aynı anda yapmak,hiç birini de aksatmadan bitirmek isterim.
Yazmak istediğim farklı şeyler var,ama bunlardan bazıları sayıca daha küçük çevrelere sesleniyor ve kapsam olarak daha dar olabilir.Onun için, blogda daha genele hitap ettiğini düşündüklerime yer veriyorum.


SYK: Görsel ve basılı yayında, Takip ettiğiniz ve beğendiğiniz bir yazar var mı? bizimle paylaşırmısınız?

R.I:Görsel ve yazılı basını, günlük olarak takip etmeye çalışıyorum.Öteden beri, severek takip ettiğim yazarlar olmuştur.Bunlar,zaman içinde değişiklik te göstermiştir.Bu bakımdan,gerçekten “bir veya birkaç yazara angaje değilim”, desem meramımı anlatmış olurmuyum bilmem.

SYK: Anlıyorum.
Siz en çok hangi tarz blogları takip ediyorsunuz?


R.I: Bloglar konusunda belli bir tarzım yok desem yeri.Eğitimci olarak,eğitim blogları önceliğim,bunların yanında,sanat,edebiyat,şiir ile ilgili blogları takip ediyorum.Ama örneğin, arıcılık çok merak ettiğim bir dünyadır.Ebru sanatı,tiyatro,müzik(özellikle otantik halk müziği)takip ettiğim bloglardır.Ayrımım yoktur.Seyahat örneğin,fotoğraf,ne bileyim,çok.Hangi birini sayayım ki…

SYK: Blog yazarlığı sizce bir meslek olabilir mi? Blog yazarlığında ilerleme artış hakkında neler söylemek istersiniz.? Mesela siz gerçek bir yazar olmayı ister miydiniz?


R.I:Blog yazarlığının bir meslek olacağını pek sanmıyorum.Ama bloglarda yazanlar içinden, yazarlar çıkabilir.Ama buna rağmen,geleceğin ne getireceği belli olmaz.Yeni bir gelişme,benim bu sözlerimi geçersiz kılabilir.
Gerçek yazar kimdir;
Aslında bazı şeyleri gözümüzde pek büyüttüğümüz oluyor.
Örneğin,yazdığı yazılarla,bloglarda “gerçek yazar”, sandıklarımızdan çok daha güzellerini yazanlar var.
Bu bağlamda, yazdıklarımızın “gerçek yazarlardan” pek de farklı olmadığını düşünüyorum.


SYK: Söylediklerinize tamamen katılıyorum.

Hayat,bir karalama defteri gibidir,biz de biraz karalayıp gideceğiz.Blogunuza ilk geldiğim gün bu söz çok ilgimi çekmişti. Sizin yaşam boyunca kaç Hayat defteriniz oldu. Hayat defterinize karaladığınız ama bloga aktaramadığınız hikayeleriniz var mı? eğer var ise, bunları paylaşmayı düşünür müsünüz?


R.I:Bana göre, insanın bir hayat defteri olur.İkincisi mümkün değildir.Ama bu defterin sayfalarının ne kadarını diğer insanlara açar,okutur,paylaşır,işte bu belli olmaz.Bloga aktaramadığım sayfalar, elbette vardır.Her insanın paylaşamayacakları,özelleri vardır sanıyorum.
Ama ben yeterince açık olduğumu,çok azı dışında,paylaşmayacağım pek birşey kalmadığını sanıyorum.


SYK: Blogunuza yeteri kadar vakit ayırıyor musunuz? Kendi özel hayatınızda Hobileriniz nelerdir?

R.I:Oldukça zaman ayırıyorum.Seyahat,bahçe işleri,torunumun eğitimi,ailem,
günlük spor ve yürüyüşler dışında,konferanslar,sergiler,kitapcıları gezmek,hobilerim.Elbette yaz aylarında yüzmek.

SYK: Zamanınızı dolu dolu geçirmeniz çok güzel.
Ramazan Işık'ın bundan sonra ki hayatında ,hayata geçirmeyi istediği hayalleri planları var mı? Paylaşır mısınız?


R.I:Hayallerimin, planlarımın bir kısmını gerçekleştirdim diyebilirim.Hayaller bitmez elbette,gün be gün gelişir ve yenilenir.Zaman da öyle gösteriyor.Torunumun iyi bir eğitim alıp,hayata atıldığını görmek en büyük hayalim elbette.(Hedefi uzak koyalım ki,geleceği garantiye alalım.Erken hedef koyarsak,çabuk gitmemiz gerekebilir.)

S:Y:K: Güzel bir söz Yeni bir şey daha öğrenmenin mutluluğunuz yaşıyorum.
Blogunuzun yeterli okuyucu kitlesine ulaştığına inanıyor musunuz? Bloglarımızın daha fazla okunmasını sağlamak için neler yapmalıyız? Bir fikriniz var ise paylaşmak ister misiniz?


R.I:Blogda yazmaya başladığımda,beni çok kişi okuyacak diye bir düşüncem yoktuBenden sonrakilere,birşeyler bırakmak istedim.Bildiklerim torunlarıma kalsın istedim.Sonra dostluklar gelişmeye başlayınca,bu alanın da farklı bir dünya olduğunu keşfettim.

Çok okunmak için kaygı duymamak gerektiğini düşünüyorum.Ticari bir kaygımız da olmadığına gore…
Biz üretip bloga atalım,gerisi ilgilenen dostlara,okuyuculara ve gelecek kuşaklarda,araştırmacılara kalmış…

SYK: İleride başka bir blog açsanız konusu ne olurdu. Planlarınız arasında yeni bir blog var mı?


R.I:Şimdilik başka blog açmayı düşünmüyorum.Çok sayıda blog açmış arkadaşları takip etmekte zorlanıyorum.Onun için, tek blogda kalmaktan yanayım.

SYK: Efendim Sohbetimizin sonuna yaklaşırken, Biz blog yazarlara bir mesajınız olacak mı?

R.I:Sevgi ve dostluğun her yana hakim olmasını diliyorum.Güzel ülkemin geleceğinin aydınlık olmasını istiyorum.Blog yazarlarının bu dileklerimin gerçekleşmesinde büyük pay sahibi olabileceklerini söylüyorum.Onun için,var güçleri ile çalışsınlar,üretsinler.Özellikle, politikacılara meydanı bırakmasınlar.

SYK: Son olarak söyleşimiz hakkında da bir kaç söz alabilirmiyim sizden?

R.I:Sevgili Siyah Kelebek,öyle sevimli bir adınız var ki.Kelebekler,bildiğimiz gibi yeryüzünün süsüdür.Allah onları sanki yeryüzünü süslesinler diye yaratmış gibidir.Bence siz de blog dünyasının süsüsünüz.Bu süsün dili hiç susmasın,yuvasında sevdikleri ile mutlu uçsun uçsun uçsun.Biz de onun uçuşlarını, sevgiyle izleyelim.

SYK: Ne kadar sözler bunlar.Çok teşekkür ederim. İnşallah hepimizi mutlu olalım ve bu güzlliği paylaşalım.
Efendim öncelikle konuğum olmayı kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Değerli katılımınız beni fazlasıyla onore etti. Değerli cevaplarınızla ve değerli kişiliğinizle bloguma renk kattınız. Şeref verdiniz. Umarım size layık bir söyleşi olmuştur. Hayat boyu tüm sevdidklerinizle birlikte , sağlıklı uzun ve mutlu ömürler dilerim. Blog yaşamınızda da hep el ele gönül gönüle olmak dileğimle.
Tekrar teşekkür ederim. Saygılarımı sunarım.


R.I: Asıl ben size teşekkür ederim.



Sevgili okurlar, Gördüğünüz gibi bu günde güzel bir söyleşiye imzamızı atmış bulunmaktayız.Bizi okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Gelecek hatfa Yine güzel bir söyleşiyle karşınızda olmayı diliyorum. Aranızdan saygıyla ayrılırken. Ramazan Işık'ın Güzel bir yazısı ile sizleri başbaşa bırakıyorum.
Sevgi ve sağlıcakla kalın. :)

Röportaj: Siyah Kelebek
Konuk Ramazan Işık/ Hayata Dair.

MUTLULUK.
Mutluluğu yakalamak öyle kolay değildir.Mücadele ister.Yılmadan bıkmadan mücadele.Bazen avuçlarının içinde zannedersin,ama kayıp gider.Kaygan bir zemindedir çünkü mutluluk.
Mutluluğun dikenli bir gül olduğunu düşüneceksin.Çapalayacaksın,sulayacaksın.Otlarını ayıklayıp temizleyeceksin,ama dikenlerini koparmayacaksın.Çünkü dikenleri koparılmış gül yaşayamaz.Zaman zaman eline alıp koklayacaksın.Dikenleri batacak bazen.Ama katlanacaksın.
Arayacaksın uzun uzun.Öyle hemen alıp vermezler eline mutluluğu.Çok uzun zaman alır ona ulaşmak.Aylar,ayları kovalar,yıllar yılları.Ama bir gün bir bakmışsın karşında.Bazen de karşına çıkar,farkına varamazsın.Farkına varmak için de bir çaba gerekir.Karamsarlık yok.

Ne demiş Cahit Sıtkı Tarancı

Ne doğan güne hükmüm geçer,
Ne halden anlayan bulunur;
Ah aklımdan ölümüm geçer;
Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur.
Ve gönül Tanrısına der ki:
- Pervam yok verdiğin elemden;
Her mihnet kabulüm, yeter ki,
Gün eksilmesin penceremden!

Her elem ,mihnet bizim için.Pervanız olmasın.Zaten doğan güne hükmümüz geçmez.Gelen günlrin bize ne getireceği bilinmez.Halden anlayan da pek bulunmaz.Ölüm ise gerçek.Ama bu hayat var ya…,hem kısa ,hem tatlı.Bir o kadar da yaşamaya değer.Sabah kalktığında temiz bir nefes almak dünyaya değer.Eğer bir de kendine umut kapısı aralayabiliyorsan değme keyfine.Bu da sadece senin elinde,hiçbir zaman bir başkası yapamaz.
Umut kapısı aralayabilmemiz dileklerimle.

Ramazan Işık
24.04.2008
mersin

19.03.2010

Sanal Röpotaj ve 6. Konuğum sizlere.

İlk önce şunu ifade edeyim çok heycanlıyım. Ellerim ayaklarım titriyor yemin ederim :) Az sonra söyleşi yapacağım Blog yazarı benim blog hayatımda bir mihenk taşıdır. Hem çok kıskandığım, hemde en sinir olduğum blog yazarıdır. :) böyle bir itirafla başlamak nasıl olur bilmem ama daha önceki röportajlarımda hiç bu kadar heyecanlanmamıştım :)) hadi hayırlısı deyip başlayalım. Bu hafta söyleşi yapacağım blog yazarı benim blog hayatıma başladığım günlerde ilk izlediğim bloggerdir. O kimmidir? Kuyruk acısı Blogunun sahibi ve yazarı, İbrahim Ortaç'tır

T.İ.O: Abartmışsın sanki ya. Heyecanlanacak biri varsa son derece nazik bir hanımefendi ile görüştüğüm için o da ben olmalıyım. Bu mikrofon yeni mi? Çiçekleri nereye koyayım?

SYK: Teşekkür ederim. Mikrofon yeni çiçekleride şimdi arkadaşlar gelip arabanıza götürecekler :P

İbrahim abi öncelikle bloguma hoşgeldin. tüm prensiplerini yıkıp davetimi kırmadığın için çok teşekkür ederim. :)

T.İ.O: Rica ederim. Ben her hangi bişi yıkmadım. Benim geldiğimde de buralar efes harabeleri gibiydi.

S.K: Sen diye hitap etmemde bir sakınca yoksa hemen nasılsın diye başlamak istiyorum. :)

T.İ.O: Şartlarımız eşit olduğu sürece bence sorun yok. Ben kadın erkek eşitliğine son dörece önem veririm. Ben iyiyim… Eee senden ne haber.?

SYK: İbraam abimi buralarda görürümde iyi olmam mı hiç çok iyiyim. :)

Efendim şöyle ki, Siyah Kelebek blogumu açtığım ilk günlerde izleme nedir bilmiyordum. Uyuyan beyaz bir adam gördüm ve ilgimi çekti O günden beri sürekli takipteyim. İlk izlediğim blog'tur Kuyruk acısı. Yazılarını şaşkınlıkla ve kahkahalarla okudum çoğu zaman. Kuyruk Acısı blogun sence neden bu kadar çok okunuyor. Bu ilgiyi neye borçlusun? İnsanlar seni neden okuyor?

T.İ.O:Öncelikle blogumun o kadar çok okunduğunu sanmıyorum ama okuyanların hallerinden memnun olduğuna dair izlenimlerim var. Bu da açıkçası benim de hoşuma gidiyor. Genelde doğal davranmaya ve içimden geldiği gibi yazmaya gayret ediyorum. Belki bu yüzden beğeniliyor olabilirim. Öte yandan bir yöntem olarak kendimi blog yazılarında eleştirilen karakterlerle (kro-aptal-serseri) özdeşleştiriyorum. Bu da etkili olabilir yazdıklarımın beğenilmesinde.

SYK: İbrahim Ortaç Kimdir? nasıl bir adamdır? Senin öz kimliğini artık bilmeyen yok. Birmilyonkalem blogunun kurucusu ve editörüsün.( Erkan Bal) Kendi öz kimliğinle İbrahim Ortaç arasında ki bağ nedir? İbrahim Ortaç ve senin öz kimliğin arasında ki, farklar neler?

T.İ.O: İbrahim Ortaç (E.B halim selim bir adamdır. Kimsenin etlisine sütlüsüne karışmaz kendi halindedir. Edebiyatla arası iyidir. Biraz gazetecilik deneyimi vardır. Söz söylemeyi, kelimelerle oynamayı keşfetmiştir zaman içerisinde ve bunu da iyi yapar.

İbrahim Ortaç (çakma) ise biraz fırlamadır. Aslında özde söylediklerimiz aynıdır. Bir tutarsızlık içermez. Ancak çakma İbrahim Ortaç’ın söz söyleme tarzı ve ifade biçimi biraz daha mizahi, neşeli ve taşlamalıdır.

Birmilyonkalem ise benim değerli bir dostumla birlikte kurduğum ve editor arkadaşlarımızla güzel projelere imza attığımız şu an 100 e yakın blog yazarını bünyesinde barındıran bir sosyal ve kültürel paylaşım platformdur. Kendisini çocuğum gibi severim ve oraya dair daha güzel umutlarım, düşüncelerim var.

SYK: Bende Birlmiyonkalem yazarı olarak sizlerle aynı çatıda olmaktan dolayı çok mutluyum.
Kuyruk acısı bloğunu açarak ve İbrahim Ortaç karakterine bürünerek neyi amaçlıyordun? amacına ulaştımı İbrahim abimiz. :)

T.İ.O: Kuyruk acısı (adı üstünde) çok canımın sıkıldığı, canımın acıdığı ve neredeyse iletişimden nefret ettiğim bir dönemde hayata geçmiş bir projedir. Ağır abilikten, sürekli insanların çizdiği çerçevelerde durmaktan bunalan ruhumun ve içimdeki fırlama (ibram’ın) bir isyanıdır. Yani özünde benim aklıma eseni biraz daha deli ve dobraca ifade edebilmek için seçtiğim bir sanal karakterdir İbrahim Ortaç. Yılbaşında bir veda yazısı yazma sebebi de evet amacına ulaşmasıdır denilebilir.

SYK: O kadar çok blogun var ki şimdi hepsini buraya yazmaya kalksam 3 günlük bir röportaj çıkar. Neden bu kadar çok blog açmayı tercih ettin Senin başka işin yok mu? :) Diğer bloglarınla ilgili yeni çalışmalar var mı?

TİO: Aslında çok blog açma gibi bir amacım yoktu. Nitekim kişisel blogumu da 1 yıl kadar sadece 11 kişi izledi Ancak bir yerden sonra aklıma gelen özgün fikirleri hayata (bloga) geçirmek istediğimden bunu yaptım. Irili ufaklı bir çok blogum var evet. Yine itiraf ediyorum bildiklerinizle sınırlı değil sayıları. En son kendime çakma bir twitter yaptım. Aklıma gelen zırvaları oraya yazıyorum. Yine bilmediğiniz bir kaç blogum daha var.. Gönlümde ise bu aralar blog açmak yok ama bi ekip çalışmasına sıcak bakabilirim. Bu arada benim bi hayli başka işim de var.

SYK: Başka blog açmayacak olman sevindirici :)
Kediye basma ve Kuyruk acısı blog isimleri nereden aklına geldi. Senin için özel bir anlamı var mı açıklar mısın?

T.İ.O: Kuyruk acısı söylemiştim. Canımı yakan olaylara bir isyan olarak düşünüldü. Haliyle kuyruğuna en kolay basılan hayvan da kedi. Öte yandan bir de anım var. Manisa civarında küçük bir kamyoncu kahvesinde şakacı bir adam tanıdım. Kahveye ilk defa gelen insanlara daha içeri girerken panik halde “kediye basmaaaa” diye bağırırdı ve tüm kahve gülerdi. Ordan aklımda kaldı. Evet ben de atladım buna :)

SYK: Geçen yaz benim çocuklarla bir parka gitmiştik. Hasta bir kedi vardı tam ortada yatıyordu. O kediyi kimse başka yere alamadılar Kedi yolun ortasında yattı ve yerinden kalkmamak içinde direndi. Çocuklar her koştuğunda. Hep bir ağızdan kediye basmaaaa diye bağırmıştık. Ve her bağırışımızda İbrahim Ortaç yazıları ve bloğu aklıma gelmişti. :)
Şunu hissediyor ve biliyorum ki, İbrahim Ortaç yazdığı yazılarla kıskanılan biri. Ben bile kıskanıyorum ne yalan söyleyim. :) Akıcı dilin, yoğun kelime haznen, hazır cevap oluşun beni gerçekten bu bloğa hayran bırakıyor. Aslında zaman zaman itici geldiğide oluyor. Yani çogu zaman sinir bile oluyorum sana :)
Ama yineden sevimli bir yazar İbrahim Ortaç bana göre. Yazılarınla alakalı, kullandığın dil ve üslübla alakalı eleştiri alıyor musun? Hani meyve veren ağaç taşlanır misali. Taşlandığın oluyor mu? Bunları nasıl aşıyorsun.?

T.İ.O: Taşlandığım oluyordur mutlaka ama pek yüzüme söyleyen yok. Ancak daha sonra samimi olarak konuştuğumuzda bazı arkadaşlar söylüyor gıcık bulduklarını. Hoş askerde de gıcık çavuş derlerdi :) Bilmediğiniz ise şu; uslubumda en çok kendimi yeriyorum. Insanları incitmek istemem sadece bazen İbram bizi övüyor mu/ sövüyor mu/ dövüyor mu? diye düşünebilirsiniz. Bu da yazım tarzımla ilgili. Kıskanan var mı bilmiyorum ama ben elimden geldiğince insanlara yazı yazmakla ilgili birikimlerimi paylaşıyorum.

Her ne kadar gıcık ve itici bir tip görüntüsü versem de (bunu biraz savunma amaçlı bilerek yapıyorum) aslında her insan benim için değerlidir. Nitekim 1MK’da uslubumu bilenler kimseyi kırmadan, incitmeden özenle konuştugumu da bilirler..

SYK: Bende bir tek benmi böyle düşünüyorum diyordum kendi kendime. İbrahim abim bizi sövüyor mu, dövüyor mu diye ama yalnız değilmişim :)
2009 yılbaşı gecesini hiç unutmam. Bizlere uzun açıklamalı bloga veda postu yazmıştın ve aramızdan ayrıldın. Tam umudu kesmişken yeniden aramıza döndün. Bu muhteşem dönüşü neye kime borçluyuz? Yeni bir veda planı var mı? Yok yani hazırlıklı olalım :)

T.İ.O: Evet. Gitme modu değildi o aslında. İbrahim’i ben de kıskandım. Şöhreti beni geçmişti :) Şaka bir yana kuyruk acısında olabildiğince doğal ve içimden geldiği gibi yazmaya çalıştım ancak özellikle sakınmama rağmen sevmediğim bir olay oldu ve bu ciddi olarak sinirimi bozdu. İnsanlara İbrahim Ortaç’ın kimliğini biliyoruz, açıklıyoruz tarzı mailer atıldı. Oysa ben sorana zaten söylüyordum. Bu tatsız gidişe bir son vermek için ben açıkladım kimliğimi.

İbo ölmedi, kalbimizde yaşıyor diyerek de bir açık kapı bıraktım. Darılıp incinen, şaşırıp kızan bazı dostlar da oldu. Hatta beni (E.B) kabul etmek istemediler. İbram daha iyi laf yapıyordu. Sen git de dediler. Ben de İbrahim Ortaç’ın uslubuna uygun düşen bir konu çıktıgında o tarzda ele almaya başladım yeniden.

SYK:Aslında açık söylemek gerekirse İnsanların kafasında sevilen bir karakter oluşturmak hiç kolay değil. Ve Daha sonra bu karakterin çakma olduğunu açıklayıp, kenara çekilmek İnsanları hayal kırıklığına uğrattı. Darılıp incilnmeleri, şaşırıp kızmalarıda doğal aslında. Ama bence İbrahim Ortaç bunuda aşmış durumda.
Blog yazarken Kullandığın resimler çok ilginç. Yani yazıyı okumaktan geçtim, resimler hem komik, hemde ilginç. Bu resimleri kendi mi hazırlıyorsun?



T.İ.O:Ne yazık ki resim konusunda özgün değilim ancak en iyi yaptıgım ve canım sıkıldığında da başvurduğum bir yöntem google image search hatta bazen ruh halime gore google image’den fal bakıyorum. Ilginç fotoğraflar çıkıyor. Sanırım yazının içeriği ile özdeşleştirebildiğim için seçkilerim beğeniliyor. Bu konuda yalnız değilsiniz, bir çok dostum aynı şeyi söylüyor.

SYK: Evet gerçekten Yazı ile özdeşleşen resimler buluyorsun.
İbrahim ortaç'ın bir çok hanım hayranı var. Kendi öz kimliğini açıkladıktan sonra hayran kitlende azalma oldu mu? İbrahim Ortaç'ın sanal bir karakter olduğunu açıklamaktan pişmanlık duyduğun oldumu?

T.İ.O: Aslında açık olmak gerekirse İbrahim bundan ilk başta hoşlanmasına rağmen sonra ufak ufak, itici agresif tavırlar takınmaya başlamıştı. Bunu kimseyi kırmadan incitmeden (kendimi de) yapmaya çalıştım. Bir müddet sonra bazı insanların hayalinde bir İbrahim Ortaç profili oluşmaya başladığını görünce bunu en güzel bitirecek şeyi yapmış oldum.

Evet bu açıklamadan sonra hatırı sayılır oranda düşüş oldu. Ancak bunu pek umursamadım. Sadece bir kaç kişideki tavır değişikliğine çok şaşırdığımı söyleyebilirim.

SYK:İbrahim abi, Bu kadar çok karaktere bürünmek zor olmuyor mu? Bir gün erkeklerden çok çile çekmiş Leyla ablamız oluyorsun. Bir gün Paparazzi oluyorsun. Kimi gün alim. Kimi gün fotoğfartan fal bakan acayip bir adam oluyorsun. Allah aşkına ya zor değil mi? :)



T.İ.O: Şimdi eğer bu karakterleri blogunuzda değil de özel hayatınızda (nette bile olsa) yaşatırsanız sorun olur. Ancak ben bir edebiyatçıyım. Bir roman yazarı nasıl karakterleri kendisi olmuyorsa. Bir senarist bir film senaryosunda birden çok karaktere ruh verebiliyorsa ben de bunu yapabildiğimi farkettim.

Ancak bazılarının yaptığı gibi o rolü bürünüp de ona kendinizin olmayan bazı davranışlar, özellikler yüklerseniz olmuyor. Mesela Ben dansetmeyi beceremem, yüzme bilmem İbrahim Ortaç’da bilmezdi. Leyla da…

SYK: Bence sen bir blog tiyatrocususun.

İbrahim abimiz biraz çapkın gibi. Aslında, İbrahim Ortaç'ın kadınlarla çok uğraşan, yazılarında onları sık sık iğneleyen bir yanıda var. İbrahim abi aslında kadınları sever mi? yoksa kadınlardan dolayı bir kuyruk acısı mı var? İbrahim Ortaç'ın Kadınlara bakışı nasıl?

T.İ.O: Çapkın mı bilmiyorum ama kadınlara özenir. Onları değerli bulur. Küçümsemez. Hafife almaz. Değerli varlıklardır kadınlar. Anadırlar, bacıdırlar, eştirler, yardırlar, yarendirler, sevgilidirler. Kadınları sevmemek ne mümkün ama kadınları seven herkesin kadınlardan dolayı birden çok kuyruk acısı olması da doğal. Bu anlamda kadınları anlayabilen sanatçı bir ruha sahip olduğumu düşünsemde annem dahil hiçbir kadını tam olarak anlayabildiğimi sanmıyorum açıkçası.

Kadınları iğnelemek ise onları incitme isteğinden çok bir koruma içgüdüsü denilebilir belki.

SYK: Biliyoruz ki, her blogcunun kendine has yazıları var. Senin gibi yani İbrahim Ortaç gibi olmaya çalışanlar var mı? Taklitleri var mı İpraam abimin :)

T. İ.O: Çalışanlar varsa da helal olun. Birebir kopyalayanları sevmiyorum. Bu konuda onlara gayet veciz şeyler de yazdım çok hoş bir resimle de izah ettim durumu. Ancak etkileşim kaçınılmazdır. Birlikte vakit geçirdiğiniz bir kasabanın lehçesini kaparsınız, karadenizde yaşarsanız aklınız biraz laz gibi çalışmaya başlar. Bunlar kötü değil bilakis zenginlik içeren şeyler. Benzeşmeyi hissettiğim insanlara kendi özgün tarzlarını ortaya koymaları için tavsiyelerde bulunurum ama kızmam. Özgünlük her zaman iyidir. İçinizdeki amatör ruhu koruyarak da özgün kalmanız mümkündür. Özenti taklide dönüşmemeli. Hiç kimse aslı varken taklidini almaz. Hele para ödemiyorsa hiç almaz.

SYK: Senin çok sıkı takipçilerin arasında sezdim ben bu durumu aslında. Hani körle yatan şaşı kalkar hesabı en çok kimi okursanız ona benzersiniz bu kaçınılmaz. Bazen banada oluyor ama kendimde sezdiysem böyle bir benzemeyi. o kişiyi okumaya biraz ara veriyorum. Bunu kendim için yapıyorum kendi özgün tarzımı kaybetmemek adına. Buda benim yöntemim işte ama işe yarıyor.

Pekala,blog camiasıyla ilgili eksik buldukların var mı? İbrahim abimiz en çok hangi tarz blogları okur?

T.İ.O: En çok üzüldüğüm yeterince blog okuyamamak. Eskiden daha çok okuyabiliyordum. Ancak artık bu şansım yok. Yetişemiyorum. Teknik bir yönüm de olduğundan bloggerde kimi eksikler görüyorum ama blog camiasında eksik değil de en çok rastladığım bir aksaklık kopyacılık. Bu hoş değil tabi ki.
Öte yandan insanların öne çıkmış bazı bloggerleri taklit etmeleri de hoş değil. Bir de yağcılık yapılmasını sevmiyorum. Hiç kimse mükemmel değil. Hepimiz neticede çalakalem yazıyoruz. Bazılarımız daha özenli olsa da. Benim hayatta en hoşlanmadığım şey dogmatik fikirler ve bunu zorla insanlara dikte ettirmeye çalışan insanlar. Siyasi vs düşüncesi ne olursa olsun bir şeyi zorla insanlara doğru diye kabul ettirmeye çalışanlarla blog aleminde bile hoşgörüsüz olarak yaklaşılmasını sevmiyorum

SYK: Hepimize tüm blog yazarlara ders olabilcek nitelikte bir cevaptı. Bende kulağıma küpe edeceğim.
İbrahim abimizin gelecekte blog yada blog dışı planları projeleri var mı? Leyla ablamızdan sonra bürünmek istediği başka bir karaker var mı?

T.İ.O: Aslında birkaç blogum daha olduğunu söylemiştim. Bir iki tanesi umut vaad edebilir. Ancak yorgunum
ve dediğimce çakma olduğumu gizlemeyi sevmiyorum. Blog dışında da aşım, işim, eşim ve çocuklarım var ve eve ekmek götürmek lazım. Net üzerinde birkaç ticari projeyi de yürütüyorum ve bunları daha geniş kitlere ulaştırma ve açıkçası nette geçen zamanımdan para kazanma isteğim var.


SYK: Daha nice başarılara imza atacağını umud ediyorum ve darısı başımıza diyorum.
İbrahim abi, Sohbetimizin sonuna geldik. Bizlere blog yazarlara bir mesajın var mı?
son olarakta röportajımız hakkında da bir kaç söz söylemek istesen ne söylerdin ?



T.İ.O: Güzel bir röportaj oldu kanısındayım. Teşekkür ederim.
İnsanlara dar görüşlerden, birbirimizi yaftalamaktan uzak olmalarını. Hoşgörü çıtasını özellikle internet ortamında yükseltmelerini söylerdim. Bir de çok fazla kasmamalarını :)ölümlü dünya…. Bugün var yarın yokuz. Hiç birimizde bulunmadık hint kumaşı değiliz. Aslolan paylaşmanın güzelliği. Ötesi yok..


SYK: Evet çok haklısın.
Beni kırmayıp konuğum olduğun için çok teşekkür ederim. Bloglarının artarak devam etmesini dilemiyorum çünkü artık sana yetişemiyorum :) Ama yazılarına hiç ara vermeden blog hayatına devam etmeni çok istiyorum İbrahim abimiz bizi bir daha bırakıp gitmesin. Başarının artarak devamını diliyor ve tekrar teşekkür ediyorum :)

T.İ.O: Ben de teşekkür ederim. Yok artmasın bence de bloglarım. Zaten hepsini bir araya toplamaya çalışıyorum. Fırsat buldukça yazmaya devam edeceğim. Ben de insanlarla zihnimde ve kalbimdekilei paylaşmayı seviyorum.

Ancak bir röportaj bu kadar mı çay ve bisküvit bile ikram etmeden yapılır. Bilseydim gelirken yanımda getirirdim. Müessesenizi kınıyorum. İyi de ediyorum.

Saygılarımla

SYK: Acemeliğimize bağışla İbrahim abi. Bir daha ki sefere sana kebab söylerim söz :))
Saygı bizden Tekrar teşekkür ederim.

Değerli okuyucu laf aramızda zor bir röportaj oldu. Bir blog tiyatrocusuyla aynı anda bir çok farklı karakterle söyleşi yapmak zor oldu ama güzel de oldu. Bir kez daha, İbrahim Ortaç'a ve Onun yaratcısı değerli Patronumuz Birmilyonkalem sorumlusu Erkan Bal Beyefendiye nezaketi için bu güzel faydalı sohbet için kendi adıma ve siz güzel okuyucular adına bir kez daha teşekkür ediyorum ve bu haftada Sanal Röportaj'dan şimdilik bukadar diyor, İbrahim Abimin güzel bir yazısı ile veda ediyorum Bizi okuduğunuz için teşekkür ediyorum.
Saygılarımla,



ZAMANI GÖSTERİYOR DİYE SAATLERE KIZAMASSIN.
şimdi aşk zamanıdır...
senin sevgilinden ayrılmanı önemsemez zaman... sokaklarda millet sarmaş dolaştır, kızamazsın...
güzel günlerin kıymetini bilmemişsindir, boşa harcamışsındır ama senin kıymetini bilmediğin o güzel zamanlar artık geçmiştir. öfken ve hüznünle başbaşa yapayalnız kalakalırsın.


akşam oldu hüzünlendim ben yine...
hüzünlensen de akşam olur... zaman affetmez. gelir ve geçer. gelirken sana getirdiklerinden giderken de birşeyler götürür.
dün bugün yarın üçlemesi arasında sıkışıp kalır ve bugünü yaşaman gerektiğini, aslolanın bugün olduğunun farkına varamazsan hüznün her gün yenilenerek artmaya devam eder. sen kaybedersin.


demir alma vakti gelmişse zamandan...
sesiz bir gemi kalkar bu limandan... artık senin yaşın 70 olmasa da işin bitmiştir...
O aşk, o sevda, eski güzel günler yoktur. Yeni umutlar, yeni ufuklar boş bir yalandan ibarettir. Defalarca denediğin ve geçmek bilmiyor diye hayıflandığın zaman bu kez öyle mesafeler koymuştur ki araya, geri dönüş imkânı yoktur...


bugünü yaşa...
geçen zamandan intikam alamadığın gibi, zamanı gösteriyor diye saatlere kızamazsın.
dünleri yarın yapamazsın.

her şeyin bir vakti saati vardır, bugünü bugün yaşamazsan ertesi gün arasan da bulamazsın...

****************************************************************
Röportaj/Siyah Kelebek
Konuk/ Kuyruk Acısı- İbrahim Ortaç