her yere izler bırakan Baktığı her göz'de hayâl olan. Kalemi kanatlarıyla tutan,Çırpınışını yazılara yansıtan bir Siyah kelebeğim.Hepinizi beklerim.Hoşgeldiniz Efendim.!



31.12.2009

Siyah Kelebek Yılın son bloguyla Mutlu yıllar diler.

Bu gün uzun bir yolculuğa çıktım çokk eskilere gittim... 2010'a saatler kala Yıllarım gözümün önünden geçti. Ve bu resimleri paylaşmak istedim. Yıllarım böyle geçmiş. işte buyrun ..


2010 yılına saatler kala sadece 2009 durum değerlendirmesi değil koca bir 32 yılın kısa Bioğrafisini hazırlamak geçti içimden.




Yeni yılımız kutlu olsun blogcanlar iyi seyirler.


Yıl 1977 Sİyah Kelebeğin Anne ve Babası evlendi.



Yıl 1978 Siyah kelebek doğdu ve Anne babasının kollarındaki ilk resmi...

Siyah kelebek 1 yaşıdan

Siyah Kelebek hala Bebek

Siyah Kelebek Annesinin kınalı elleri arasında


Siyah Kelebek sağdıç oldu ve ilk Gelinliğini giydi :)

yıl: 1983 Siyah Kelebek'in Dogümgünü Yıl: 1984 Siyah Kelebek artık ilkokul da
Yıl 1989 Siyah Kelebek 5. sınıfta.


Yıl: 2000
Siyah Kelebek Lise son sınıfta Türkiye Gazetesi Açık öğretim Ticaret Meslek Lisesi




Yıl 2003 Siyah Kelebek Evlendi
Siyah kelebeğin ilk yavru kelebeği Yıl 2007 Siyah Kelebeğin İkinci Yavru kelebeği


Yıl 2009 Sİyah kelebek Blog yazıyor ve sizinle paylaşıyor.



Yıl 2010...........


Sİyah Kelebek Noktalı yerlerdeki boşlukları en güzel en mutlu resimlerle doldurmak için yaşamaya devam edecek




Tüm okurlara Mutlu yıllar. Mutlu ,sağlıklı, bol kazançlı yıllara dilerim hepinize sevgili blogcanlar. Allah Yeni yılımızda hepimize hak ettiğimiz başarıyı nasip etsin. Allah bİzi ayırmasın :))





2010 Yllınız kutlu olsun



SEVGİLER...




28.12.2009

YILBAŞI SİZİN İÇİN NE İFADE EDİYOR? BİRAZ DÜŞÜNMEYE VARMISINIZ?

Yeni yıl sizler için ne ifade ediyor? İçi pilav dolu hindi mi? Rengârenk mumlarla süslenmiş masa mı? Noel baba mı? Envai çeşit süslerle süslenmiş bir yılbaşı ağacı mı? İstiklal caddesinin ışıltılı caddeleri mi? Yılbaşı gecesine özel hazırlanmış, kırmızı elbiseler mi? Kar yağışı ya da kardan adam mı? Abartılmış partiler, sı… na kadar içilen içkiler mi? Yeni yılın ilk sabahı ağrıyan başlar mı? Çöpe atılan geceden kalma yemekler mi?

Biraz abartmıyor muyuz sizce? Her 365 günde 1 gün bu telaş ve heyecan yaşanır birçok evde. Yanlış anlamayın ama görmemişliğin en alasını yapıyoruz. Bir yılbaşını düşünün bir de bayramlarımızı. Bayramlarımızda yoksul ailelere yardımlar yapılır. Fakir kimsesiz çocuklara yeni elbiseler alınır sevindirilir. Yaşlılarımız ziyaret edilir, elleri öpülür. Peki ya yılbaşı? Sadece kendimizi düşündüğüz bir gündür. Bekleriz hep kim bize hediye alacak. Hiç ihtiyacımız yokken hediye bekleriz nasıl bir bencillik bu.


Yıl başı öncesi diyete gireriz çünkü o gece yiyeceğimiz içeceğimiz yemeklerin içkilerin haddi hesabı yoktur.
Bu gece yılbaşı gecesi yiyelim içelim coşalım, eğlenelim hobaaaa deriz hep. O gece ne fakir düşünülür ne fukura . aklımıza bile gelmez ne ninemiz, ne de dedemiz. Birçoğumuz belkide çocuklarımızı bile satmaya çalışırız annemize ya da bir akrabamıza.


Planlar yaparız hangi gece kulübünde kutlasam diye. Aslında yılbaşı gecesi dediğimiz gece’nin diğer gecelerden hiçbir farkı ve anlamı yoktur. Ama bunu hiç anlamak istemeyiz. Bu yazıyı yazan ben bile yazdıklarım kadar olmasa da yılbaşı gecesini az da olsa farklı geçireceğim. Belki çocukluktan gelme bir alışkanlık olsa gerek hep ailece ve heyecanlı bir gece olurdu bizler için. Babaannemin Galata Kulesindeki o kocaman evinde kurulan yeni yıl masası, patatesli tavuk yemeği, çerezler, meyveler, içecekler, kocaman bir aile ile yeni yılı karşılardık. Bu yıllarca böyle gitti.

Ve yıllar sonra bile bu adet devam etti. Ama yaşım ilerledikçe aslında gereksiz bir gece olduğunu anlıyorum. Çocuklukta bizlere sunulan bu heyecanlar büyüdükçe bizleri az da olsa yine heyecanlandırıyor. Ama bazı şeyleri daha çok fark ediyorsunuz. En azından ben fark etmeye başladım. Sizlerde fark edin. Gereksiz harcamalardan kaçının,

Bu geceyi çok fazla abartmadan, yemek israfı yapmadan, eğlencenin dozunu aşmadan, değerlerimizi unutmadan kendimizi kaybetmeden daha normal bir gece kıvamında geçirmeye dikkat edelim.
Peki, senin için yeni yıl ne ifade ediyor siye sorarsanız? Cevabı aşağıdaki hikâye de saklı.
Yılbaşı gecesi, Kibritçi kızları, mendil satan çocukları, Evinde yakacak kömürü olmayanı, bizim o gece yiyeceğimiz ve içeceğimizin yemeklerin, içeceklerin olmadığı evleri düşünelim lütfen biraz düşünelim. Ben bu günden düşünmeye başladım bile



KİBRİTÇİ KIZ

Bir yılbaşı gecesiydi. Dondurucu, kavurucu bir soğuk vardı. Yoldan geçenler paltolarının yakasını kaldırmışlar, atkılarına bürünmüşler, hızlı hızlı yürüyorlardı. Kimi evine geç kalmış, acele ediyor, kimi bir eğlence yerine gidiyordu.
Çocuklar koşuyorlar, birbirlerine kartopu atıyorlardı. Gecenin zevkini en çok onlar çıkarıyorlardı. Kahkahalarla gülüyorlar, sevinçle haykırıyorlardı.
Yalnız bir çocuk vardı ki gelip geçenler onun farkında değillerdi. Ufak bir kız çoçuğu. Başı açık, elbisesi yama içinde, yoksul bir kızcağız. Bir kapının önüne büzülmüş, çıplak ayaklarını altına almıştı. Soğuktan morarmış tir tir titriyordu. Üzerinde oturduğu taş basamakta buz gibiydi.
Yavrucağız da sanki donmuş, bir buz parçası kesilmişti.
Geniş bir mukavva kutunun içine sıralanmış kibrit kutularına bakarken gözleri yaşarıyordu.
Evet, bu bir kibritçi kızdı. O gün bir tek kutu kibrit bile satamamıştı. Satsa, bir kaç kuruş para kazansa, kalkıp evine gider, annesiyle birlikte hiç olmazsa bir kase sıcak çorba içerdi. Gidemiyordu, çünkü o gün hiç kibrit satamadığını annesine söylemekten çekiniyordu. Soğuktan, üzüntüsünden titreyen kısık,incecik sesiyle “Kibrit var, kibrit”diye bağırıyordu. Sokaktan geçenlerin hiçbiri başını çevirip bakmıyordu…
Ah hiç olmazsa ayaklarında terlikleri olsaydı! Biraz önce, sokak sokak dolaşırken, hızla geçen bir arabanın önünden kaçmış, kaçarken terlikleri ayağından fırlamıştı.
Karşı kaldırıma geçtikten sonra, dönüp bakmış hınzır bir çocuğun terlikleri kapıp kaçtığını görmüştü. Arkasından seslenmişti ama, çocuk alaylı alaylı seslenerek koşa koşa uzaklaşmıştı.

Kibritçi kız bunun üzerine bir kapının girintisine sığınmış, oracığa kıvrılıp oturmuştu.
Parmakları donmuş, sızlamaya başlamıştı. Kızcağız bu acıya dayanamadı, kutulardan birini açıp bir kibrit çıkardı. Parmakları uyuşmuştu, kibrit çöpünü elinde güçlükle tutuyordu. Eli titreye titreye çöpü duvara sürttü. Kibrit birden alev aldı; tatlı, yumuşacık, turuncu bir alev.

Zavallı kız, kibriti bir elinden öbür eline geçirerek, parmaklarını ısıttı. İçi de ısınmıştı. Sanki gürül gürül yanan bir ocağın karşısındaydı. Gözleri aleve dikilmiş, düşlere dalmıştı: Güzel bir odada, büyük bir ocağın karşısında oturuyordu. Arkasında kalın bir yünlü hırka, ayaklarında kürklü terlikler vardı.

Isınmış, terlemeye bile başlamıştı… Derken kibrit sönüverdi. Kibritin sönmesiyle, o tatlı düşlerde sona ermişti. Kızcağızın parmakları yeniden donmaya, sızlamaya başlamıştı.
Bir kibrit daha yaktı. Bu sırada soğuk bir rüzgar esti. Kız kibrit sönmesin diye, duvardan yana döndü. Öbür elini aleve siper etti. Aleve bakarken, karşısındaki duvar sanki eridi, birden açıldı, içerisi göründü. İçeride geniş bir oda vardı. Kar gibi bembeyaz örtü yayılmış bir masanın üzerine tabak tabak yiyecekler dizilmişti. Sofrada gümüş şamdanlar yanıyor, odayı gündüz gibi aydınlatıyordu. Kızcağız’ın gözleri sofranın ortasında, büyük bir tabağa konulmuş, nar gibi kıpkırmızı kaz kızartmasına dikilmişti. Ağzı sulandı. Elini oraya doğru uzattı. Kibrit yana yana sonuna gelmişti, parmağını yakıyordu. Kızcağız çöpü yere atıverdi. Atmasıyla birlikte, yılbaşı sofrası siliniverdi, gözlerinin önüne taş duvar yeniden dikildi.

Üçüncü kibrit daha fazla düşler yarattı:Bir yaz gecesi…Kibritçi Kız kırda bir ağacın altına oturmuş, yıldızlara bakıyor. Gece olduğu halde hava sıcak. Altındaki toprak, gündüz güneşten ısınmış, fırın gibi yanıyor… Küçük kız gözlerini yıldızlardan ayıramıyordu. Uzaktan uzağa gece kuşları ötüyor, kurbağalar bağrışıyordu.

Derken bir yıldız kaydı, gökyüzüne geniş bir yay çizerek uzaklaştı, söndü. Kızcağız: ‘işte, biri daha öldü’ diye mırıldandı. Bir gün, ninesi söylemişti: Her yıldız düştükçe yeryüzünden biri ölürmüş… Ninesini bir daha görebilmek için bir kibrit daha çaktı. Soğuktan kaskatı kesilmiş, beyni durmuştu. O şimdi sokak ortasında olduğunu unutmuş, düşler dünyasına dalmıştı. Kibritin alevinde yine ninesini görüyor, onun sesini işitir gibi oluyordu. İşte ninesi geliyordu. Lapa lapa yağan karların arasından bir melek gibi iniyordu… Geldi, geldi…Kollarını açtı, torununu kucakladı, aldı göklere doğru götürdü…
Ertesi sabah, yoldan geçenler, bir evin basamağında donmuş kalmış kızcağızın ölüsünü buldular. Yanı başında bir sürü boş kibrit kutusu vardı.

-Zavallı kız ısınmak için bütün kibritlerini yakmış dediler… Bu kibritlerin alevinde onun ne düşler gördüğünü bilemezlerdi