her yere izler bırakan Baktığı her göz'de hayâl olan. Kalemi kanatlarıyla tutan,Çırpınışını yazılara yansıtan bir Siyah kelebeğim.Hepinizi beklerim.Hoşgeldiniz Efendim.!



19.03.2010

Sanal Röpotaj ve 6. Konuğum sizlere.

İlk önce şunu ifade edeyim çok heycanlıyım. Ellerim ayaklarım titriyor yemin ederim :) Az sonra söyleşi yapacağım Blog yazarı benim blog hayatımda bir mihenk taşıdır. Hem çok kıskandığım, hemde en sinir olduğum blog yazarıdır. :) böyle bir itirafla başlamak nasıl olur bilmem ama daha önceki röportajlarımda hiç bu kadar heyecanlanmamıştım :)) hadi hayırlısı deyip başlayalım. Bu hafta söyleşi yapacağım blog yazarı benim blog hayatıma başladığım günlerde ilk izlediğim bloggerdir. O kimmidir? Kuyruk acısı Blogunun sahibi ve yazarı, İbrahim Ortaç'tır

T.İ.O: Abartmışsın sanki ya. Heyecanlanacak biri varsa son derece nazik bir hanımefendi ile görüştüğüm için o da ben olmalıyım. Bu mikrofon yeni mi? Çiçekleri nereye koyayım?

SYK: Teşekkür ederim. Mikrofon yeni çiçekleride şimdi arkadaşlar gelip arabanıza götürecekler :P

İbrahim abi öncelikle bloguma hoşgeldin. tüm prensiplerini yıkıp davetimi kırmadığın için çok teşekkür ederim. :)

T.İ.O: Rica ederim. Ben her hangi bişi yıkmadım. Benim geldiğimde de buralar efes harabeleri gibiydi.

S.K: Sen diye hitap etmemde bir sakınca yoksa hemen nasılsın diye başlamak istiyorum. :)

T.İ.O: Şartlarımız eşit olduğu sürece bence sorun yok. Ben kadın erkek eşitliğine son dörece önem veririm. Ben iyiyim… Eee senden ne haber.?

SYK: İbraam abimi buralarda görürümde iyi olmam mı hiç çok iyiyim. :)

Efendim şöyle ki, Siyah Kelebek blogumu açtığım ilk günlerde izleme nedir bilmiyordum. Uyuyan beyaz bir adam gördüm ve ilgimi çekti O günden beri sürekli takipteyim. İlk izlediğim blog'tur Kuyruk acısı. Yazılarını şaşkınlıkla ve kahkahalarla okudum çoğu zaman. Kuyruk Acısı blogun sence neden bu kadar çok okunuyor. Bu ilgiyi neye borçlusun? İnsanlar seni neden okuyor?

T.İ.O:Öncelikle blogumun o kadar çok okunduğunu sanmıyorum ama okuyanların hallerinden memnun olduğuna dair izlenimlerim var. Bu da açıkçası benim de hoşuma gidiyor. Genelde doğal davranmaya ve içimden geldiği gibi yazmaya gayret ediyorum. Belki bu yüzden beğeniliyor olabilirim. Öte yandan bir yöntem olarak kendimi blog yazılarında eleştirilen karakterlerle (kro-aptal-serseri) özdeşleştiriyorum. Bu da etkili olabilir yazdıklarımın beğenilmesinde.

SYK: İbrahim Ortaç Kimdir? nasıl bir adamdır? Senin öz kimliğini artık bilmeyen yok. Birmilyonkalem blogunun kurucusu ve editörüsün.( Erkan Bal) Kendi öz kimliğinle İbrahim Ortaç arasında ki bağ nedir? İbrahim Ortaç ve senin öz kimliğin arasında ki, farklar neler?

T.İ.O: İbrahim Ortaç (E.B halim selim bir adamdır. Kimsenin etlisine sütlüsüne karışmaz kendi halindedir. Edebiyatla arası iyidir. Biraz gazetecilik deneyimi vardır. Söz söylemeyi, kelimelerle oynamayı keşfetmiştir zaman içerisinde ve bunu da iyi yapar.

İbrahim Ortaç (çakma) ise biraz fırlamadır. Aslında özde söylediklerimiz aynıdır. Bir tutarsızlık içermez. Ancak çakma İbrahim Ortaç’ın söz söyleme tarzı ve ifade biçimi biraz daha mizahi, neşeli ve taşlamalıdır.

Birmilyonkalem ise benim değerli bir dostumla birlikte kurduğum ve editor arkadaşlarımızla güzel projelere imza attığımız şu an 100 e yakın blog yazarını bünyesinde barındıran bir sosyal ve kültürel paylaşım platformdur. Kendisini çocuğum gibi severim ve oraya dair daha güzel umutlarım, düşüncelerim var.

SYK: Bende Birlmiyonkalem yazarı olarak sizlerle aynı çatıda olmaktan dolayı çok mutluyum.
Kuyruk acısı bloğunu açarak ve İbrahim Ortaç karakterine bürünerek neyi amaçlıyordun? amacına ulaştımı İbrahim abimiz. :)

T.İ.O: Kuyruk acısı (adı üstünde) çok canımın sıkıldığı, canımın acıdığı ve neredeyse iletişimden nefret ettiğim bir dönemde hayata geçmiş bir projedir. Ağır abilikten, sürekli insanların çizdiği çerçevelerde durmaktan bunalan ruhumun ve içimdeki fırlama (ibram’ın) bir isyanıdır. Yani özünde benim aklıma eseni biraz daha deli ve dobraca ifade edebilmek için seçtiğim bir sanal karakterdir İbrahim Ortaç. Yılbaşında bir veda yazısı yazma sebebi de evet amacına ulaşmasıdır denilebilir.

SYK: O kadar çok blogun var ki şimdi hepsini buraya yazmaya kalksam 3 günlük bir röportaj çıkar. Neden bu kadar çok blog açmayı tercih ettin Senin başka işin yok mu? :) Diğer bloglarınla ilgili yeni çalışmalar var mı?

TİO: Aslında çok blog açma gibi bir amacım yoktu. Nitekim kişisel blogumu da 1 yıl kadar sadece 11 kişi izledi Ancak bir yerden sonra aklıma gelen özgün fikirleri hayata (bloga) geçirmek istediğimden bunu yaptım. Irili ufaklı bir çok blogum var evet. Yine itiraf ediyorum bildiklerinizle sınırlı değil sayıları. En son kendime çakma bir twitter yaptım. Aklıma gelen zırvaları oraya yazıyorum. Yine bilmediğiniz bir kaç blogum daha var.. Gönlümde ise bu aralar blog açmak yok ama bi ekip çalışmasına sıcak bakabilirim. Bu arada benim bi hayli başka işim de var.

SYK: Başka blog açmayacak olman sevindirici :)
Kediye basma ve Kuyruk acısı blog isimleri nereden aklına geldi. Senin için özel bir anlamı var mı açıklar mısın?

T.İ.O: Kuyruk acısı söylemiştim. Canımı yakan olaylara bir isyan olarak düşünüldü. Haliyle kuyruğuna en kolay basılan hayvan da kedi. Öte yandan bir de anım var. Manisa civarında küçük bir kamyoncu kahvesinde şakacı bir adam tanıdım. Kahveye ilk defa gelen insanlara daha içeri girerken panik halde “kediye basmaaaa” diye bağırırdı ve tüm kahve gülerdi. Ordan aklımda kaldı. Evet ben de atladım buna :)

SYK: Geçen yaz benim çocuklarla bir parka gitmiştik. Hasta bir kedi vardı tam ortada yatıyordu. O kediyi kimse başka yere alamadılar Kedi yolun ortasında yattı ve yerinden kalkmamak içinde direndi. Çocuklar her koştuğunda. Hep bir ağızdan kediye basmaaaa diye bağırmıştık. Ve her bağırışımızda İbrahim Ortaç yazıları ve bloğu aklıma gelmişti. :)
Şunu hissediyor ve biliyorum ki, İbrahim Ortaç yazdığı yazılarla kıskanılan biri. Ben bile kıskanıyorum ne yalan söyleyim. :) Akıcı dilin, yoğun kelime haznen, hazır cevap oluşun beni gerçekten bu bloğa hayran bırakıyor. Aslında zaman zaman itici geldiğide oluyor. Yani çogu zaman sinir bile oluyorum sana :)
Ama yineden sevimli bir yazar İbrahim Ortaç bana göre. Yazılarınla alakalı, kullandığın dil ve üslübla alakalı eleştiri alıyor musun? Hani meyve veren ağaç taşlanır misali. Taşlandığın oluyor mu? Bunları nasıl aşıyorsun.?

T.İ.O: Taşlandığım oluyordur mutlaka ama pek yüzüme söyleyen yok. Ancak daha sonra samimi olarak konuştuğumuzda bazı arkadaşlar söylüyor gıcık bulduklarını. Hoş askerde de gıcık çavuş derlerdi :) Bilmediğiniz ise şu; uslubumda en çok kendimi yeriyorum. Insanları incitmek istemem sadece bazen İbram bizi övüyor mu/ sövüyor mu/ dövüyor mu? diye düşünebilirsiniz. Bu da yazım tarzımla ilgili. Kıskanan var mı bilmiyorum ama ben elimden geldiğince insanlara yazı yazmakla ilgili birikimlerimi paylaşıyorum.

Her ne kadar gıcık ve itici bir tip görüntüsü versem de (bunu biraz savunma amaçlı bilerek yapıyorum) aslında her insan benim için değerlidir. Nitekim 1MK’da uslubumu bilenler kimseyi kırmadan, incitmeden özenle konuştugumu da bilirler..

SYK: Bende bir tek benmi böyle düşünüyorum diyordum kendi kendime. İbrahim abim bizi sövüyor mu, dövüyor mu diye ama yalnız değilmişim :)
2009 yılbaşı gecesini hiç unutmam. Bizlere uzun açıklamalı bloga veda postu yazmıştın ve aramızdan ayrıldın. Tam umudu kesmişken yeniden aramıza döndün. Bu muhteşem dönüşü neye kime borçluyuz? Yeni bir veda planı var mı? Yok yani hazırlıklı olalım :)

T.İ.O: Evet. Gitme modu değildi o aslında. İbrahim’i ben de kıskandım. Şöhreti beni geçmişti :) Şaka bir yana kuyruk acısında olabildiğince doğal ve içimden geldiği gibi yazmaya çalıştım ancak özellikle sakınmama rağmen sevmediğim bir olay oldu ve bu ciddi olarak sinirimi bozdu. İnsanlara İbrahim Ortaç’ın kimliğini biliyoruz, açıklıyoruz tarzı mailer atıldı. Oysa ben sorana zaten söylüyordum. Bu tatsız gidişe bir son vermek için ben açıkladım kimliğimi.

İbo ölmedi, kalbimizde yaşıyor diyerek de bir açık kapı bıraktım. Darılıp incinen, şaşırıp kızan bazı dostlar da oldu. Hatta beni (E.B) kabul etmek istemediler. İbram daha iyi laf yapıyordu. Sen git de dediler. Ben de İbrahim Ortaç’ın uslubuna uygun düşen bir konu çıktıgında o tarzda ele almaya başladım yeniden.

SYK:Aslında açık söylemek gerekirse İnsanların kafasında sevilen bir karakter oluşturmak hiç kolay değil. Ve Daha sonra bu karakterin çakma olduğunu açıklayıp, kenara çekilmek İnsanları hayal kırıklığına uğrattı. Darılıp incilnmeleri, şaşırıp kızmalarıda doğal aslında. Ama bence İbrahim Ortaç bunuda aşmış durumda.
Blog yazarken Kullandığın resimler çok ilginç. Yani yazıyı okumaktan geçtim, resimler hem komik, hemde ilginç. Bu resimleri kendi mi hazırlıyorsun?



T.İ.O:Ne yazık ki resim konusunda özgün değilim ancak en iyi yaptıgım ve canım sıkıldığında da başvurduğum bir yöntem google image search hatta bazen ruh halime gore google image’den fal bakıyorum. Ilginç fotoğraflar çıkıyor. Sanırım yazının içeriği ile özdeşleştirebildiğim için seçkilerim beğeniliyor. Bu konuda yalnız değilsiniz, bir çok dostum aynı şeyi söylüyor.

SYK: Evet gerçekten Yazı ile özdeşleşen resimler buluyorsun.
İbrahim ortaç'ın bir çok hanım hayranı var. Kendi öz kimliğini açıkladıktan sonra hayran kitlende azalma oldu mu? İbrahim Ortaç'ın sanal bir karakter olduğunu açıklamaktan pişmanlık duyduğun oldumu?

T.İ.O: Aslında açık olmak gerekirse İbrahim bundan ilk başta hoşlanmasına rağmen sonra ufak ufak, itici agresif tavırlar takınmaya başlamıştı. Bunu kimseyi kırmadan incitmeden (kendimi de) yapmaya çalıştım. Bir müddet sonra bazı insanların hayalinde bir İbrahim Ortaç profili oluşmaya başladığını görünce bunu en güzel bitirecek şeyi yapmış oldum.

Evet bu açıklamadan sonra hatırı sayılır oranda düşüş oldu. Ancak bunu pek umursamadım. Sadece bir kaç kişideki tavır değişikliğine çok şaşırdığımı söyleyebilirim.

SYK:İbrahim abi, Bu kadar çok karaktere bürünmek zor olmuyor mu? Bir gün erkeklerden çok çile çekmiş Leyla ablamız oluyorsun. Bir gün Paparazzi oluyorsun. Kimi gün alim. Kimi gün fotoğfartan fal bakan acayip bir adam oluyorsun. Allah aşkına ya zor değil mi? :)



T.İ.O: Şimdi eğer bu karakterleri blogunuzda değil de özel hayatınızda (nette bile olsa) yaşatırsanız sorun olur. Ancak ben bir edebiyatçıyım. Bir roman yazarı nasıl karakterleri kendisi olmuyorsa. Bir senarist bir film senaryosunda birden çok karaktere ruh verebiliyorsa ben de bunu yapabildiğimi farkettim.

Ancak bazılarının yaptığı gibi o rolü bürünüp de ona kendinizin olmayan bazı davranışlar, özellikler yüklerseniz olmuyor. Mesela Ben dansetmeyi beceremem, yüzme bilmem İbrahim Ortaç’da bilmezdi. Leyla da…

SYK: Bence sen bir blog tiyatrocususun.

İbrahim abimiz biraz çapkın gibi. Aslında, İbrahim Ortaç'ın kadınlarla çok uğraşan, yazılarında onları sık sık iğneleyen bir yanıda var. İbrahim abi aslında kadınları sever mi? yoksa kadınlardan dolayı bir kuyruk acısı mı var? İbrahim Ortaç'ın Kadınlara bakışı nasıl?

T.İ.O: Çapkın mı bilmiyorum ama kadınlara özenir. Onları değerli bulur. Küçümsemez. Hafife almaz. Değerli varlıklardır kadınlar. Anadırlar, bacıdırlar, eştirler, yardırlar, yarendirler, sevgilidirler. Kadınları sevmemek ne mümkün ama kadınları seven herkesin kadınlardan dolayı birden çok kuyruk acısı olması da doğal. Bu anlamda kadınları anlayabilen sanatçı bir ruha sahip olduğumu düşünsemde annem dahil hiçbir kadını tam olarak anlayabildiğimi sanmıyorum açıkçası.

Kadınları iğnelemek ise onları incitme isteğinden çok bir koruma içgüdüsü denilebilir belki.

SYK: Biliyoruz ki, her blogcunun kendine has yazıları var. Senin gibi yani İbrahim Ortaç gibi olmaya çalışanlar var mı? Taklitleri var mı İpraam abimin :)

T. İ.O: Çalışanlar varsa da helal olun. Birebir kopyalayanları sevmiyorum. Bu konuda onlara gayet veciz şeyler de yazdım çok hoş bir resimle de izah ettim durumu. Ancak etkileşim kaçınılmazdır. Birlikte vakit geçirdiğiniz bir kasabanın lehçesini kaparsınız, karadenizde yaşarsanız aklınız biraz laz gibi çalışmaya başlar. Bunlar kötü değil bilakis zenginlik içeren şeyler. Benzeşmeyi hissettiğim insanlara kendi özgün tarzlarını ortaya koymaları için tavsiyelerde bulunurum ama kızmam. Özgünlük her zaman iyidir. İçinizdeki amatör ruhu koruyarak da özgün kalmanız mümkündür. Özenti taklide dönüşmemeli. Hiç kimse aslı varken taklidini almaz. Hele para ödemiyorsa hiç almaz.

SYK: Senin çok sıkı takipçilerin arasında sezdim ben bu durumu aslında. Hani körle yatan şaşı kalkar hesabı en çok kimi okursanız ona benzersiniz bu kaçınılmaz. Bazen banada oluyor ama kendimde sezdiysem böyle bir benzemeyi. o kişiyi okumaya biraz ara veriyorum. Bunu kendim için yapıyorum kendi özgün tarzımı kaybetmemek adına. Buda benim yöntemim işte ama işe yarıyor.

Pekala,blog camiasıyla ilgili eksik buldukların var mı? İbrahim abimiz en çok hangi tarz blogları okur?

T.İ.O: En çok üzüldüğüm yeterince blog okuyamamak. Eskiden daha çok okuyabiliyordum. Ancak artık bu şansım yok. Yetişemiyorum. Teknik bir yönüm de olduğundan bloggerde kimi eksikler görüyorum ama blog camiasında eksik değil de en çok rastladığım bir aksaklık kopyacılık. Bu hoş değil tabi ki.
Öte yandan insanların öne çıkmış bazı bloggerleri taklit etmeleri de hoş değil. Bir de yağcılık yapılmasını sevmiyorum. Hiç kimse mükemmel değil. Hepimiz neticede çalakalem yazıyoruz. Bazılarımız daha özenli olsa da. Benim hayatta en hoşlanmadığım şey dogmatik fikirler ve bunu zorla insanlara dikte ettirmeye çalışan insanlar. Siyasi vs düşüncesi ne olursa olsun bir şeyi zorla insanlara doğru diye kabul ettirmeye çalışanlarla blog aleminde bile hoşgörüsüz olarak yaklaşılmasını sevmiyorum

SYK: Hepimize tüm blog yazarlara ders olabilcek nitelikte bir cevaptı. Bende kulağıma küpe edeceğim.
İbrahim abimizin gelecekte blog yada blog dışı planları projeleri var mı? Leyla ablamızdan sonra bürünmek istediği başka bir karaker var mı?

T.İ.O: Aslında birkaç blogum daha olduğunu söylemiştim. Bir iki tanesi umut vaad edebilir. Ancak yorgunum
ve dediğimce çakma olduğumu gizlemeyi sevmiyorum. Blog dışında da aşım, işim, eşim ve çocuklarım var ve eve ekmek götürmek lazım. Net üzerinde birkaç ticari projeyi de yürütüyorum ve bunları daha geniş kitlere ulaştırma ve açıkçası nette geçen zamanımdan para kazanma isteğim var.


SYK: Daha nice başarılara imza atacağını umud ediyorum ve darısı başımıza diyorum.
İbrahim abi, Sohbetimizin sonuna geldik. Bizlere blog yazarlara bir mesajın var mı?
son olarakta röportajımız hakkında da bir kaç söz söylemek istesen ne söylerdin ?



T.İ.O: Güzel bir röportaj oldu kanısındayım. Teşekkür ederim.
İnsanlara dar görüşlerden, birbirimizi yaftalamaktan uzak olmalarını. Hoşgörü çıtasını özellikle internet ortamında yükseltmelerini söylerdim. Bir de çok fazla kasmamalarını :)ölümlü dünya…. Bugün var yarın yokuz. Hiç birimizde bulunmadık hint kumaşı değiliz. Aslolan paylaşmanın güzelliği. Ötesi yok..


SYK: Evet çok haklısın.
Beni kırmayıp konuğum olduğun için çok teşekkür ederim. Bloglarının artarak devam etmesini dilemiyorum çünkü artık sana yetişemiyorum :) Ama yazılarına hiç ara vermeden blog hayatına devam etmeni çok istiyorum İbrahim abimiz bizi bir daha bırakıp gitmesin. Başarının artarak devamını diliyor ve tekrar teşekkür ediyorum :)

T.İ.O: Ben de teşekkür ederim. Yok artmasın bence de bloglarım. Zaten hepsini bir araya toplamaya çalışıyorum. Fırsat buldukça yazmaya devam edeceğim. Ben de insanlarla zihnimde ve kalbimdekilei paylaşmayı seviyorum.

Ancak bir röportaj bu kadar mı çay ve bisküvit bile ikram etmeden yapılır. Bilseydim gelirken yanımda getirirdim. Müessesenizi kınıyorum. İyi de ediyorum.

Saygılarımla

SYK: Acemeliğimize bağışla İbrahim abi. Bir daha ki sefere sana kebab söylerim söz :))
Saygı bizden Tekrar teşekkür ederim.

Değerli okuyucu laf aramızda zor bir röportaj oldu. Bir blog tiyatrocusuyla aynı anda bir çok farklı karakterle söyleşi yapmak zor oldu ama güzel de oldu. Bir kez daha, İbrahim Ortaç'a ve Onun yaratcısı değerli Patronumuz Birmilyonkalem sorumlusu Erkan Bal Beyefendiye nezaketi için bu güzel faydalı sohbet için kendi adıma ve siz güzel okuyucular adına bir kez daha teşekkür ediyorum ve bu haftada Sanal Röportaj'dan şimdilik bukadar diyor, İbrahim Abimin güzel bir yazısı ile veda ediyorum Bizi okuduğunuz için teşekkür ediyorum.
Saygılarımla,



ZAMANI GÖSTERİYOR DİYE SAATLERE KIZAMASSIN.
şimdi aşk zamanıdır...
senin sevgilinden ayrılmanı önemsemez zaman... sokaklarda millet sarmaş dolaştır, kızamazsın...
güzel günlerin kıymetini bilmemişsindir, boşa harcamışsındır ama senin kıymetini bilmediğin o güzel zamanlar artık geçmiştir. öfken ve hüznünle başbaşa yapayalnız kalakalırsın.


akşam oldu hüzünlendim ben yine...
hüzünlensen de akşam olur... zaman affetmez. gelir ve geçer. gelirken sana getirdiklerinden giderken de birşeyler götürür.
dün bugün yarın üçlemesi arasında sıkışıp kalır ve bugünü yaşaman gerektiğini, aslolanın bugün olduğunun farkına varamazsan hüznün her gün yenilenerek artmaya devam eder. sen kaybedersin.


demir alma vakti gelmişse zamandan...
sesiz bir gemi kalkar bu limandan... artık senin yaşın 70 olmasa da işin bitmiştir...
O aşk, o sevda, eski güzel günler yoktur. Yeni umutlar, yeni ufuklar boş bir yalandan ibarettir. Defalarca denediğin ve geçmek bilmiyor diye hayıflandığın zaman bu kez öyle mesafeler koymuştur ki araya, geri dönüş imkânı yoktur...


bugünü yaşa...
geçen zamandan intikam alamadığın gibi, zamanı gösteriyor diye saatlere kızamazsın.
dünleri yarın yapamazsın.

her şeyin bir vakti saati vardır, bugünü bugün yaşamazsan ertesi gün arasan da bulamazsın...

****************************************************************
Röportaj/Siyah Kelebek
Konuk/ Kuyruk Acısı- İbrahim Ortaç

13 yorum:

Efsa dedi ki...

:)) ikinize teşekkürler keyifle okuduk.

Severiz, sayarız İbraam abimizi.

Hürmetler efendim.

Ateş Böceği dedi ki...

Sevoruzzzzzzzzzzzz :)) ipramm abiyiii :)) hemm zamanın behrinde asılmışlığımızda vardır kendisineee :)))


ahhh ya ya yaa şa şa şa ipram iprammm çok yaşaaa :)))))

Recep Altun dedi ki...

Bu güne kadar yaptığınız röportajlarınızdan en güzeli bu olmuş. Büyük bir keyifle ve zevk alarak okudum.

Konuğunuz İbrahim Bey'i de verdiği samimi ve olumlu cevapları için, kutlarım. Başarılar dilerim.

Emeğinize ve yüreğinize sağlıklar dilerim.

Allah'a emanet olun ve sağlıcakla kalın.

SİYAH KELEBEK dedi ki...

Efsa: okuduğun için ve yorumun için ben teşekkür ederim :)

Recep Altun: Öyle demeyiniz efendim. Bundan önceki konuklarımlada çok keyifli olmuştu söyleşilerimiz. Keyif almanıza ve beğeneren okuduğunuza çok sevindim. Sağ olun. :)

Ateş böceği: Aslında ibrahim abi değil kadınlar çapkınmış :)) Sizi gidi siziiiii :)))

đerkenαя dedi ki...

Siyah kelebek, kalemine yüreğine sağlık çok güzeldi :)

İbrahim abimizede saygılar sevgiler..

haykırış dedi ki...

Güzel demiyeceğim harika bir sunumdu sizi ve dostane cevaplarla İbrahim beyi kutluyorum.
Bu minval tanımış olduğum İbrahim beye ve size sevgiler saygılar sunuyorum.

EBRULİ dedi ki...

Muhteşem olmuş..İlgiyle okudum,bazen gülümseyerek bazen kendime gülerek .Neden kendime güldüğümü söyleyemem ama,gülme diye ;)İbrahim Bey'i ve blogunu güzel sorular ve güzel yanıtlarla tanımaktan mutluluk duydum.Yüreğinize ve kalemine sağlık canım.Teşekkürler sizlere..Sevgiler..

ramazan dedi ki...

Ço hoş,eğlendiren,sevecen bir söyleşi olmuş.
İkinizin de gönlüne sağlık.

SİYAH KELEBEK dedi ki...

Haykırış: İbrahim abim adına bende size güzel yorum için teşekkür ederim.

Ebruli: Ya niye güldün kendine valla merak ettm şimdi. Keşke söylemeseydin Aşkolsun ama ben uyuyamam bu gece :) Bu arada İbrahim abim adına güzel yorumun için teşekkür ederim. Bu arada kulağıma de bakıyım sen kendine neden güldün. :))

Ramazan: EVet gerçekten de güzel oldu sizinde beğenmenize çok sevindim. Teşekkür ederim.

SİYAH KELEBEK dedi ki...

DErkenar: Çok teşekkür ederim güzel yorumarın için sağ ol:)

Zeugma dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Dalgaları Aşmak dedi ki...

keyifle okuduğum bir röportaj oldu sevgili siyah kelebekim :)Sorularda cevaplarda çok iyiydi.
sevgiler

*Degisik Tatlar* dedi ki...

Yine harika bir röpörtaj olmuş..

Buarada keşke gelebilseydin mesut bey ece hanım bekledi sizleri ama maalesef.inşallah başka sefere görüşürüz değilmi canım.

öptüm